14 Kasım 2013 Perşembe

Miami

Yıllardır filmlerden dizilerden izler dururuz Miami yi. Birgün buralara gelip gezeceğimi hiç düşünmemiştim o zamanlar. Miami deyince aklımıza ilk gelenler uçsuz bucaksız bembeyaz kumsal, patenli kızlar, kaslı adamlar, eğlencenin dibine vurulan geceler...Hepsi doğru bir tek patenli kızlar yoktu :) Geceleri ışıl ışıl ancak gündüz normal bir sahil kenti görünümünde Miami. Biz south beach denilen yerde Fashionhaus Otel de kaldık. Herşey gayet iyiydi memnun kaldık otelimizden. Caddelerden görüntülerle başlayalım. Önceki yazılarıma yorumlarınız daha fazla fotoğraf istiyoruz şeklinde olduğundan buraya daha çok eklemeye çalıştım.




Gitmeden önce oteli Booking den ayarladık hiçbir sıkıntı yaşamadık. Odası küçük yazmışlardı yorumlarda, evet küçüktü ama büyük odayı ne yapacak millet bilmiyorum, sabah çıkıp gece giriyorsun zaten. Burası plaja 2 sokak yakınlıkta, restoran, bar ve pubların yoğun olduğu yani hareketin ve piyasanın göbeği. Otelden çıkınca beş dakika sonra tam gezilecek yerde oluyorsun. Ama biz seyahatlerde sabah erkenden kalkıp gündüzü çok yoğun yaşadığımız için öyle sabahlara kadar gezecek halimiz kalmıyor. Burası için de planımızı gelmeden önce yapmıştık, gidilecek yerler belliydi. Ama önce şu Miami'nin beyaz kumsalına bi bakalım:


Burada da yemek konusunda herhangi bir sıkıntı çekmedik. Uzakdoğu restoranı çoktu, burgerciler gayet güzeldi, italyan, ispanyol yemekleri ne ararsan var. Domuz etine pek rastlamadık, daha çok tavuk, balık ve dana eti vardı. Biz yine de bildiğimiz şeylerden gittik. İlk gün çok acıktığımız için düşünmeden girdiğimiz David's Cafe adlı küba mutfağı olan yer ise tam bir fiyaskoydu pis tabaklar vardı. Orayı görürseniz hemen geri dönüp uzaklaşın :)
Burda adambaşı en basit atıştırmalık bile 10 $ tutuyor, artı bahşiş otomatik yazılıyor bir de şehir vergisi ekleniyor. Bahşiş dediğin şey zoraki olur mu ya? Bir de rakamı kendileri belirliyor çok garip geldi bana. Onuda bırak marketin biri bir şişe suya 3,5 $ dedi yuh dedim ya...İnternette porsiyonlar şöyle büyük böyle büyük filan yazmışlar ama bildiğin hamburger, öyle aman aman bir boyut farkı yok. Biz devamlı hareket halinde ve kendi programımız dahilinde hareket ettiğimiz için iki öğün ancak yiyorduk.


Eşimin arkadaşı Cüneyt de Tampa'dan oraya geldi bizimle olmak için sağolsun, bir gece beraber takıldık. Bizi oranın ünlü Cocktail Bar'ına götürdü. İçerde yine cadılar bayramı için kılık değiştirmiş hemşireler, kedi kızlar, kaçak gelinler, chuckyler, hayaletler ne ararsan vardı. Ben onlara bakmaktan sohbet filan edemedim.

Miami'ye gelip güzel kızları görünce bi çeki düzen verelim dedim kendimize, makyajsız rujsuz günler otomatikman bitti :) Eee biz daha ölmedik :)

O gün tesadüfen halloween gecesiydi. Sokakta istisnasız herkes kılık değiştirmiş kimi tavşan kimi kedi, kimi mısırlı, kimi süperman, kimi cadı olmuştu. Uğraşıp didinip o kıyafetlere uygun saçlar makyajlar yapmışlar. Nerden bulmuşlar anlamadım. Ama çok ciddiye almışlardı o kesin. Bize de bir o tarafa bir bu tarafa bakıp durmak düştü :) Güzel bir gece oldu. Hanım kızımız vahşi kedi olmuş.




Her yerde her zaman görülemeyecek ne kadar araba varsa ordaydı. Öyle siyah, beyaz, kırmızı değil. Renk renk çeşit çeşit arabalar caddede turlayıp şov yapıyordu. Mesela şu arabanın jantlarına hasta oldum.


İşte benim hayallerimin arabası Lamborghini...Burada bundan onlarca gördüm. Offf ama bir araba için çok fazla değil mi sizce de???


Sout Beach de mağazalarda şıkır şıkırdı. Herşey yaldızlı parlak, taşlı filan. Mağazalar geceyarısında hala açıktı.



Yahu bir tane normal ayakkabınız yok mu sizin?..


Miaminin kumsalı iyi güzel ama Tampa-Clear Water bende derin izler bırakmış olmalı ki orası çok güzeldi dedim durdum... Ama cidden tertemiz, ışıl ışıl, incecik kumları vardı. Bir de Miami de denizin içinde denizanası var girip yüzerken ona dikkat etmek lazım, değerse yanarsınız biliyorsunuz. Ama yine de güzeldi tabi. Kumsala vuran denizanalarını inceledim sopayla, Serhan kızdı çocuk gibisin diye. Öyle değişik bir hayvan ki elime almamak için zor tuttum :)


Burda otelimizin hemen yanında bir acenta vardı. Camilla diye çok tatlı bir kızla tanıştık ve şehri otobüsle panaromik gezdirip sonrasında tekne turu yaptırdıkları bir tura katıldık. Ertesi gün içinde Ever Glades turu için anlaştık. Otobüs turunda şehri gezdirdiler. Coconut Groove dedikleri yer gayet lüks evlerin olduğu şık bir semtti,  işte şöyle:

Sonra gidipde görülmesi şart olan Little Havana denilen küba mahallesine götürdüler.  Size tavsiyem burada bu tip bir tura mutlaka katılınız. Çünkü her ne kadar elinizde şehir haritası olsa da burda öyle metro vs olmadığından her tarafı gezebilmek en azından görebilmek için böyle bir tur şart.



Orda puro dükkanına girdik. Hani puroları Kübalı güzel kızlar bacaklarında sarıyorlardı? O da şehir efsanesiymiş, işte saran zat-ı muhterem :)


Otobüs turundan sonra limana geldik. Orda tekneye binip bir de o şekilde şehri denizden gördük. Limanda büyük gemiler var ve bunlar Bahamalar'a gidiyor günü birlik. İki-üç günlük turlarda var fiyatları 150-200$ civarı bize kısmet olmadı. 

Tekne gezisi sırasında bir görevli geçtiğimiz yerlerle ilgili bilgi veriyor. Bütün ünlülerin evlerini gösteriyor uzaktan. Jennifer Lopez den, Leonardo Di Caprio ya, Al Pacino dan Madonna ya kadar kimi arasan orda evi varmış. Ama tüm evler kapalı in cin yok. Satın almışlar ama gelmiyorlar sanırım. Bunlarda o evlerden bazıları, artık hagisi kimin hiç hatırlamıyorum. Hepsi birbirinden ihtişamlıydı. Burda bol fotoğraf çektik yine.








Ertesi gün Apple a Iphone için gidiş ve yok dedikleri için geri dönüşün ardından (Iphone 5s için sabah 5 te sıraya giriyormuş insanlar) Ever Glades-Timsah çiftliğine gittik. Ever Glades milli parkı bir doğal park, aslında bataklık. 13000 km2 lik bir alan toplamda. Tabi gezdiğiniz yer daha küçük. Timsahlar, yılanlar, kurbağalar, su bitkileri herşey var. Suyun üzerinde sapsarı nilüferler vardı. Buraya otobüsle geldik, arkasından 15-20 kişilik teknelerle nehirde bazen yavaş yavaş bazen de hızla slaytlar atarak gezinti yaptık. Tekneler şöyle:


Nehirin güzelliğine doğallığına bakın... Binmeden önce kaptan "biliyorsunuz timsahlar zıplayabilir" filan diye bişeyler söyleyince bu alçak tekneden tırstım ama timsah zıplayamaz ki, sonradan anladım espriyi :)


Timsah görünce durup fotoğraf çektik.


Tekne bazı yerlerde gayet hızlıydı uçar gibi gidiyordu ve grupta bir yaşında bir bebek vardı. Tekne drift yapar gibi yanlamaya başlayınca bebek uçup düşecek diye korktum. Çocuğunu timsah çiftliğine götürür müsün desem kaç kişi evet der aranızdan bilemedim :) Ama anne baba gayet rahat görünüyorlardı.


Tur bitince timsahlarla bir gösteri yaptılar sonra da bu yavruyla fotoğraf çektirdiler. Bense bu seanstan önce emrivaki ile bu timsahı elime almıştım bile, gösteriyi yapan zenci adam zorla sahneye aldı elime tutuşturdu hayvanı...soğuktu, nemliydi :) İşte olayın sorumlusu şahıs:


Ya ben alamam, bana ne gelmem, yok istemem filan dediysem de...aldım :) Ama şu ilk andaki tipim tarihe utanç anı olarak geçti o ne surat yaa, aldın madem eline dur bi rahatla, karizmayı bozma di mi ama :)


Ee ben az önce elime almışım hayvancağızı sonra bu pozu vermek mesele değil :)


Miami polisi pek bir feminen çıktı. Bütün polis arabaları bu renk olsa keşke:


Yıllardır tvde izlediğim Miami İnk'in caddede karşıma çıkması ise bende bir heyecan yarattı sormayın. Buraya birileri gelip hikayelerini anlatıp, hayallerindeki dövmeden bahsediyorlar. Çalışanlarda o hayale göre dövmeyi çizip beğenirlerse uyguluyorlar. Programın her bölümünde ayrı tipler geliyor cins cins dövmeler istiyorlardı. İşte yıllardır ekrandan gördüğüm tipler burdaydı. İçeriyi dikizledim bir süre millet yine dövme yaptırıyordu.


Son gün akşam hava güzeldi oturup denizi seyrettik, su soğuktur diye girmedik. Ama...yanılmışız.


Akşam saat 7-8 gibi baktık millet hala suda bi de biz bakalım dedik ki su önceki günlerin aksine gayet ılıktı. Sonra giriş o giriş denizanası filan unuttuk. Karanlıkta hala suyun içindeydik. Plaj gün içinde çok kalabalık oluyordu. Ama ilginçtir bizdeki gibi öyle simit, mısır, midye satanı bırak su bile yok. Şemsiye de az, belki Ekim ayı olduğundandır, sadece kumlara serilmiş insanlar vardı. Kimse kimseye dönüp bakmıyor bile. Ya kitap okuyor ya telefonla oynuyor herkes kendi aleminde. Spor yapan çoktu. Her taraf kas kütlesi adamla kaynamıyordu ama epey de gördüm böyle tip. Yedi milletten insan gelmiş. Her yer turist kaynıyordu. Ama çoğunluk İspanyoldu. Tüm anonslar ingilizcenin ardınadan İspanyolca olarak da yapılıyordu. Bize tur satan ingiliz adamla sohbet ettik, dediğine göre Miami bir 15-20 yıl önce çok daha farklıymış ama İspanyolların çoğalmasıyla şehir değişti, mantalite farklılaştı, ortam kirlendi dedi. Hiçbir yer aynı kalmıyor yani. Geceleri ise etraf polis arabası kaynamasına rağmen olaylar çıkıyordu. Kavga eden zenciler vardı mesela. Bir başka gece arabadan birileri bize sataştı hatta. Miami güzel miydi, güzeldi, haa yaşamak için neresi derseler Tampa yı tercih ederim oranın temizliği, düzeni, yeşilliği çok daha başkaydı. Ama burası da gece hayatını sevene gayet cazip daha çılgın uyumayan bir yer. Amerika da çimlere bir düşkünlük var her yer yemyeşil. Burda da etrafta çim alan neresi varsa hergün titizlikle sulanıyordu.


Burada kalacağınız yer South Beach olursa her yere kısa bir yürüme mesafesiyle ulaşırsınız.


Son gün bir bavula aşık olmam ve sağolsun Serhanın alması, sonra bavulu sevip, sarılacak boyuta geldiğim anların fotoğrafıdır. Puantiyenin suçu hep...


Bu da son akşamın fotoğrafı. Miami'ye çok da hüzünlü olmayan bir veda ediyoruz. Sırada evlerin bulutlara karıştığı New York var. Orayı iki partide ancak yazabilirim galiba. Ben biraz çalışayım, New York da buluşmak üzere :))) Umarım size keyifli anlar yaşatabilmişimdir :)





9 yorum:

  1. New York da buluşabileceğimizi pek sanmıyorum ama okurken gezmiş kadar olduk :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. New York yazımda buluşalım demek istemiştim. Gezmiş kadar olmanıza sevindim...

      Sil
  2. kendimden geçtim okurken:)) harika yerleri gezmişsin...gitmiş kadar olduk ne şehirmiş ama...hadi bakalım bide new york u görelim:)) sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel söyledin, bunu duymak çok hoşuma gidiyor :) Hep iyi anlatmak güzel fotoğraflamak derdindeyim bu yorumlar sevindiriyor :)

      Sil
  3. Deniz anası varsa hayatta giremem o denize:)
    Arabalar müthiş, değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Hem de irili ufaklı :)
      Arabaları sorma ben zaten otomotivde çalışıyorum, araba merakı var, orda eridik bittik :)

      Sil
  4. elime çayımı yanına kurabiyemi aldım başladım okumayaa
    waay anasını arkadaş, millet nerelerde yaşıyor
    hollowene denk gelmenizde harika olmuş
    yabancıların paylaşımlarından gördüğüm kadarı ile
    tam bizim gibi çılgınların işiii
    harika bir gezi olmuşşş
    deniz mahsüllerini bol bol tatsaydın off ağzım sulandı
    david cafe yi not ettim bak pis yere hiç tahammülüm yok
    gidersek uğramam oraya :D
    deniz anası görünce bende uğraşıyorum yaa çok değişik
    bu arada taşlığınızdan da ödün vermemişsiniz hanımefendii :))

    bekliyorummm diğer yazıları

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ohhh ne güzel çayınla okumuşsun yazdıklarımı bayıldım :) valla canım değişik hayatlar işte, biz de ucundan misafir olduk şimdi döndük geldik kendi hayatımıza :) Yemek konusunda deniz ürünü tavuk hamburger ağırlıklı yedik bir de suşi :)
      Taş mıyım ya cidden :) bak nası şımardım şimdiiiii :))

      Sil
  5. Gezmiş kadar olduk,harika olmuş :)

    YanıtlaSil

Yorumlarınızı benimle paylaşmak ister misiniz?