Budapeşte Seyahat Notları

 Bundan önce iki defa daha niyetlendiğimiz ancak benim hastalığım ve sonrasında uzun tedavim nedeniyle gidemediğimiz Budapeşte'yi görmek 2023 yılında kısmet oldu. Avrupa' da görmek istediğimiz yerlerin çoğunu görmüş ancak Budapeşte'yi aklımıza yazmıştık. Araya giren hastalık-pandemi derken üç yıl sonra yeniden seyahatlere başladık çok şükür.


Avrupa şehirlerinin çoğu gibi şehir ortasından geçen Tuna nehri ile Buda ve Peşte olarak ikiye ayrılıyor. İki taraf birbirine köprülerle bağlanıyor. Nehir üzerinde pek çok tekne günlük saatlik turlar yapıyor. Budapeşte tarihi bozulmamış yapıları, Tuna nehri kıyısında uzanan eski binaları ve doğal güzellikleriyle Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri. Para birimi Forint, siz Euro bozdurup Forint alıyorsunuz bunu harcıyorsunuz. Şehrin pek çok noktasında Change ofisler mevcut. Rengarenk neşeli paralarını sevdim. Ama Budapeşte gittiğimiz en pahalı şehirlerden biriydi diyebilirim. Elbette paramızın pul olmasının bunda etkisi büyük. Ancak şehrin ekstra diğer Avrupa şehirlerinden pahalı olduğunu da kabul etmek lazım. 

Otelimizi bulmak için navigasyondan yardım aldık ve bizi bir binanın önüne getirdi navigasyon. Ancak buranın bir otel olduğu ile ilgili en ufak bir işaret yoktu. Eski bir kapı, birkaç yüz yıllık bir bina. Neyse sonunda içeri girdik. Girince daha çok şaşırdık. Burası kare şeklinde geniş bir avluya bakan dört beş katlı eski tip bir binaydı. Tam ortada korku filmlerinden çıkmış gibi kurumuş bir ağaç bize bakıyordu. Odalar bu avluya bakan açık balkonumsu koridorlara sıralanmıştı. Demek ki Budapeşte'de şehir merkezindeki konaklamalar böyle oluyordu. Odamız eski tip banyoya sahip olamsının dışında iyiydi. Havaya çelik halatla sabitlenmiş ranzada iki kişi, altta da bir kişi kalacak şekilde düzenlenmişti. Bizim için iyi tarafı yürüyerek on dakika içinde istediğimiz pek çok yere çabucak gidebiliyor oluşumuzdu.

Budapeşte tarihi yapının bozulmadığı, bilmem kaçıncı yüzyıldan kalan binaların bile tek bir taşına dokunulmadığı, zaman zaman takvimde donup kalmış gibi bir görüntüye sahip güzel bir şehir. Biz Nisan ayında gittiğimiz için şehirde parklar bahçeler lalelerle donanmıştı. Renkleri göz alıcıydı. Kimse koparmıyordu. 


Tuna Nehri

Tuna nehri üzerinde saatlik, günlük, yemekli turlar yapılıyordu. Biz de saatlik birine katıldık. Aslında fiyatına bakarak çok da gerekli değildi ama yine de zevkli oldu diyebilirim. Özgürlük köprüsünün altından geçmek, tarihi binaları bir de uzaktan sağlı sollu incelemek güzeldi. 

Demir Ayakkabılar

Tuna nehri kıyısında Parlamento binası önünde dizilmiş 60 çift demir ayakkabı figürünün ise acı bir hikayesi vardı. 2. dünya savaşı sırasında yaklaşık 20 bin yahudi Hitler ideolojisini benimseyen Macar lider Szalasi tarafından katledilmişti. Nehir kenarına dizilen yahudilere ayakkabılarını çıkarıp suya atlamaları söylenmiş ve sonra da vahşice vurularak katledilmişlerdi. Bu acı ve utanç dolu hikayenin anısına bu demir ayakkabılar günümüzde Tuna nehri kıyısında bize insanlık dışı bu olayı hatırlatıyor. Bu proje Can Togay adlı bir Türk tarafından hayata geçirilmiş.

Parlamento Binası

Burada görülecek yerlerden biri Parlamento binası. Gündüz ayrı güzel ancak hava kararınca gerçekten bambaşka oluyor ışıklandırma ile. Mimarisine ve heybetine rağmen sahip olduğu zerafete hayran olmamak mümkün değil. Avrupanın en eski yasama binalarından olan yapı Tuna nehri kıyısında bulunuyor. Macaristan'ın en büyük, Budapeşte'nin en yüksek binasıymış.


Balıkçı Tabyası

Burası şehrin şahane manzarasını panaromik olarak gözlerinizin önüne seren bir yer. 1800 lü yıllarda yapılmış yedi adet kulenin bulunduğu Balıkçı Tabyasında ilk Macar kralı Aziz Stephen'ın heykeli bulunuyor. Burada oturup dinlenebileceğiniz cafelere ilave olarak dünyaca ünlü şef Jamie Oliver'ın restoranı da var. 


Zincir Köprü-Chain Bridge

Buda ve Peşte'yi bağlayan ve iki taraftan diğerine yürüyerek geçebilme imkanı sunan Zincir Köprü şehrin en turistik yerlerinden biri. 1849 da bu köprü yapılana kadar her iki taraf nehrin donmasını beklermiş karşıya geçebilmek için. Nehrin buzları erirse her iki yaka da kendi tarafında mahsur kalıyormuş. 1849 yılında yapılmış olmasına rağmen süspansiyonlu bu köprü o dönemin mühendislik harikası olarak kabul edilmiş. 2. dünya savaşında Almanların bombalamasıyla yerle bir olan köprü 1949 da tekrar yenilenip hayata geçirilmiş.

Kahramanlar Meydanı

Kocaman bir meydanda 36 metrelik Millenary anıtına ev sahipliği yapan meydanda Macar hükümdarların ve devlet adamlarının heykelleri mevcut. 

Terör Evi Müzesi

Burası aslında çok da gezmek isteyeceğimiz bir müze değilmiş, gezdikten sonra anladık. Macarların Nazi ve komünist dönemden kalan acı tarihini anlamak ve 2. dünya savaşı sırasında tutuklanan, işkence yapılan ve hayatını kaybedenleri anmak için gezilebilir. Kendisi bir anıt haline getirilen bu müze pek çok mimar tarafından tasarlanmış. Biz daha fazla şey görmeyi umduk belki, bilemiyorum. Tam ortada su üstünde duran tank çok etkileyici görünüyordu. Daha fazla vakit ayırıp kendi dilimizde dinlesek belki daha çok verim alırdık. Yine de müze gezmek iyidir :) Son olarak; içinde fotoğraf çekmek yasak. Ben ettim, siz etmeyin :)

Aziz Stephen Bazilikası


Burası Budapeşte'nin en büyük kilisesi ve kilisenin 9.5 tonluk dev bir çanı var. Bazilikanın yapımına 1851 de başlanmış ve 50 yıldan uzun sürmüş. Macaristan'ın ilk kralı Kral Stephen'ın adını alan bazilika tam 96 metre uzunluğunda. Terasından şehri panaromik izlemek isterseniz ücretli olarak çıkabilirsiniz. 

Budapeşte elbette bu kadarla bitmiyor. Yazının ikinci bölümünde yerel lezzetler, yeme içme, alışveriş ve keyifli bir kaç noktadan daha bahsedeceğim. 





Hiç yorum yok

Yorumlarınızı benimle paylaşmak ister misiniz?

Blogger tarafından desteklenmektedir.