seyahat blogu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat blogu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Rodos Seyahat Videosu

Cuma, Aralık 13, 2019
Bu yılın Mayıs ayında gittiğimiz Rodos adasının videoları şimdi kanalımda. Marmaris ten feribotla bir saatte ulaşabileceğiniz Rodos, her köşesi tarih kokan ve atalarımızdan pek çok izler taşıyan çok güzel bir ada. Euro kuru böyle olmasa fiyatlarda aslında makul. Hem denizi, hem tarihi dokusu ile Rodos sevdiğimiz Yunan adalarından oldu. Adada pek çok Türk kökenli insanın da yaşadığına bizzat şahit olduk. Eğer bu güzel yerleri Öykütoş ve bizim ile gezmek isterseniz ilk bölüm linki:


Ve bu da ikinci bölüm linki:



Sizleri kanalıma abone olmaya ve beni desteklemeye bekliyorummm :))




Şarm El Şeyh Otel Tavsiyesi: İber Palace Hotel

Pazartesi, Ocak 15, 2018

Kasım ayında gittiğimiz Şarm El Şeyh seyahatimizde kaldığımız İber palace Hotel' den ayrı bir yazıyla bahsetmek istedim. Gerçekten çok memnun kaldık, tekrar gitme konusu olursa yine aynı oteli tercih ederiz diye düşünüyoruz.


 Şarm El Şeyh otellerini incelerken Sheraton gibi büyük zincir otellerin de olduğunu gördük. Alternatif çoktu, biz hem güzel, hem plajı olan merkezi bir otel bakıyorduk. İber Hotel bu özelliklere sahipti. Bundan da öte otel yorumları çoğunlukla çok iyiydi. Giden hemen herkes memnun kalmış ve övgü dolu yorumlar yazmıştı. İnternet sayfasındaki fotoğraflar da hoşumuza gitti. Böylece konaklama yapacağımız otel belli oldu.





Yemeklerin güzelliği ise birçok kişinin yorumunda vardı. Mısıra giderken aklımıza takılan bi konu da Öykü için yeme içme olayı oldu. Ama Şarm El Şeyh de bu konuda hiçbir sıkıntı yaşamadık çünkü otel herşey dahil olduğu için dışarda yemek yemek zorunda kalmadık. Bu seyahate KAhire' yi ekleseydik tabi durum böyle olmayacaktı büyük ihtimal. 


Bir diğer hoş tarafıda genel müdürün Türk olması oldu. İbrahim Bey işini çok severek yapan bir otel müdürü, bunun yanında çok hoş sohbet ve kafa dengi biri. Kaldığımız sürece hemen her gün kendisiyle görüşüp mutlaka bir çay kahve içtik, sohbet ettik. Biz bir dost edindik diye düşünüyoruz o derece sevdik kendisini :) Otelin personeli de son derece dostane ve nazikti. Asık suratlı ve işini sevmeyen otel personeli insanı tatilden de otelden de soğutuyor. Burada çalışacak kişileri dikkatle seçmişler diye düşünüyorum.

Otelin kendine ait kum plajı var. Bizim için kum plaj deniz tatilinde önemli bir kriter. Çünkü Öykü kumda oynamayı seviyor her çocuk gibi. Hoş çocuğumuz olmadan öncede kum plaj tercih ederdik orası ayrı.



Otelin kayalık dekorlu şık bir havuzu da vardı ama böyle şahane bir deniz varken elbette havuza girmeyi düşünmedik bile. Bir poz vermeden olmazdı ama bu harika kayalıklar önünde :) 


Otelin yemekleri hemen her zevke hitap edebilecek şekilde pişirilmişti. Ne çok baharatlı, ne çok yağlı, ne tuzlu. Her gün büfede kırmızı et, beyaz et, balık çeşitleri mutlaka vardı. Onun yanında iki çeşit çorba, geniş bir zeytinyağlı salata ve tatlı büfesi mevcuttu. Yani tat olarak kendi ülkemizde bir otelde olandan çok daha farklı değildi. Beklediğimizden daha leziz ve çeşitli olan büfe bizi fazlasıyla memnun etti.




Söylediklerine göre İber Hotel'in olduğu sahil şeridinde deniz sakin ve dalgasızmış, her taraf böyle değilmiş. Bu da yine çocuklu aileler için önemli bir konu. Öykü zaten denize girme konusunda istekli değil, dalga olunca iyice korkuyor, o yüzden dalgasız olması bizim için önemliydi. Ayrıca otelden her gün belli saatlerde bir sürat teknesi sizi alıp hemen yakında dalış yapacağınız resiflere götürüyor, belli bir süre sonra yine aynı tekneyle otele dönüyorsunuz. Burada otelin görevli personeli tüm gün gelen otel misafirlerini ve çevrede başka otellerden gelip dalış yapanları kontrol altında tutuyor. İşte resiflerin olduğu yer:


Bu resiflerin olduğu alan İber Hotel kontrolünde. Bu gerçekten güzel bir fırsat bu sayede rengarenk balıkların, mercanların olduğu alana zahmetsizce otelin teknesiyle ulaşıyor, sonra da aynı şekilde geri dönüyorsunuz. Su altı güzelliklerini görebilmek için ücretli teknelere binmenize, ekstra turlara katılmanıza gerek kalmıyor. Ve o güzelliklerin sadece bir kısmı...



Şarm El Şeyh su altı hayatını sevenler ve merak edenler için mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bir daha ne zaman kısmet olur bilinmez ama eğer mümkün olursa ikinci defa mutlaka gitmek isteriz. Kalacağımız otel ise şimdiden belli zaten :) Buradan herşey için tekrar teşekkürler....


İber Hotel' i buradan inceleyebilirsiniz. Sevgilerimle...


Kıbrıs Gezi Notları 2

Pazartesi, Ekim 16, 2017
Kıbrıs seyahatimizin ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Gezi notlarıma kaldığımız yerden devam ediyorum. Sırada Lefkoşa var...

Lefkoşa

Barbarlık müzesi

Kıbrıs da en etkilendiğim yer Barbarlık Müzesi oldu. Gezerken gözlerimde yaşlar ve boğazımda bir yumruyla zor bela bitirdim, hatta Öykü "anne nooldu" dedi durdu. Hikayesi ise çok acıklı... Kıbrıs da 1963 yılında savaş zamanı Binbaşı Nihat İlhan' ın evi rum çeteciler tarafından basılır. Anne üç çocuğunu küvete saklar ancak korkunç infazdan kurtulamazlar... tüm aile evi basan çete tarafından kurşuna dizilerek öldürülür... küvetin içinde birbirinin üstüne yıkılmış üç minik beden, kurumuş kan izleri ve onlarca kurşunun delik deşik ettiği duvarlar insanın kanını donduruyor...miniklerin kirlenmiş ve kanlanmış kıyafetleri, bornoz ve ayakkabılar ise camekan içinde sergileniyor...Buradan kelimenin tam anlamıyla perişan olmuş vaziyette çıktık...


Olayın gerçekleştiği banyo, ve evin her tarafındaki kurşun izleri ve delikler olduğu gibi muhafaza edilmiş. Fotoğrafda kare içinde görülenler kurşun delikleri.


Ve insanı perişan eden kahreden o son fotoğraf...


Tarihi Büyük Han

Burası Kıbrıs ın en büyük ticaret merkeziymiş zamanında. Osmanlı dan bu zamana gelebilen Büyük Han İngiliz sömürge idaresi tarafından hapishane olarak kullanılmış bir zamanlar. Sonrasında fakir halka kiraya verilen evlerden ibaret küçük bir mahalle haline gelmiş. En nihayetinde restore edilerek bugünkü halini almış. Şimdi Kıbrıs' a özgü el sanatları satılan minik dükkanları içinde barındırıyor. Çok farklı bir havası var.






Lokmacı Kapısı

Kıbrıs adasını ikiye bölen 180 km uzunluğundaki yeşil hat üstündeki gümrük kapılarından biri Lokmacı Kapısı. Burası 1963 Kıbrıs olaylarından sonra 45 yıl kapalı kalmış ve bu süre sonunda yaya geçişine tekrar açılmış. Ancak Türkler diğer tarafa geçemiyor. Schengen vizeniz olsa bile Kıbrıs'ı tanımadıkları için diğer tarafa geçiş yapılamıyor.


Karpaz

Karpaz yarımadası Kıbrıs'ın kuzeydoğusunda yer alıyor, İskele şehrinden başlayıp en uçta Zafer burnunda bitiyor ve buranın denizi muhteşem, mutlaka görülmeli.



Karpaz' a giderken sahil yolunu takip ederseniz yolculuk hiç bitmesin isteyeceksiniz çünkü manzara muhteşem. Bir tarafınızda uçsuz bucaksız deniz, diğer tarafta ormanların, zeytinliklerin olduğu bu yolda trafik filan da yok. En sevdiğim yollardan biri oldu burası. Ayrıca Karpaz eşekleri çok meşhur.


Hatta yolda giderken aracın yanına gelip kafalarını içeri uzatan eşeklere rastlayacaksınız, sakin olun bir parça yiyecek verin, garipleri sevindirin :) Ben bir eşeğin arabadan uzatılan şeyi köpek misali uzanıp yemesine çok şaşırdım :)


Apostolos Andreas manastırı

Karpaz' da pek çok manastır ve kilise var. Bunların en büyüğü Apostolos Andreas Manasıtırı. Şu an restorasyon çalışmaları devam ediyor. Bir manastırın manzarası da ancak bu kadar güzel olabilirdi.








Altınkum plajı

Bu plaj Kıbrıs' ın en uzun doğal plajı. İnanışa göre Afrodit buradaki dalgalardan doğmuş. Kumu ve denizin rengi şahane. Muazzam bir manzara var, denizi fotoğraflamaya doyamıyorsunuz.


Bozulmamış, doğallığını kaybetmemiş, bakirliğini koruyan bu şahane plaj aynı zamanda caretta carettaların da üreme yeri.



Kıbrıs' da Yeme İçme

Kıbrıs yemek bakımından hemen her çeşidi bulabileceğiniz bir yer. İtalyan, uzakdoğu, deniz ürünleri, burger, Türk mutfağı ne ararsanız var. Biz sabah ve akşam otelde yediğimiz için öğlenleri dışarda yemek yedik. Oralara kadar gidip meşhur şeftali kebabı yemeden döndük. Ancak ikimizde önceden yediğimiz ancak çok da hastası olmadığımız bu yemek için çok da hayıflanmadık. Girne de en sevdiğimiz yerlerden biri Salty's oldu. İngiliz markası olan Salty's de fish and cips gerçekten çok çok başarılıydı. Balık da patates de tazeydi, donuk değildi. Porsiyon inanılmaz büyüktü, her ikisi de çıtır çıtır sıcacık servis ediliyordu, üçümüz de bu menüye bayıldık.



Onun dışında döner çok yaygın. Ancak bizdeki gibi et döneri değilde sanırım kıyma karışık bir döner. Ben pek sevemedim. Ancak porsiyonlar  çok büyük. Aşağıdaki etin yarısını bile yiyemedim.


Mağusa' da bulunan Kıbrıs' ın en eski pastanelerinden Petek Pastanesi ise pasta çeşitlerinin yanısıra pek çok lezzetli yemeği de bulabileceğiniz bir mekan. Burada herşey gözüme leziz göründü. Yemek yiyemedik ama aperatifler güzeldi. Kıbrıs dan dönerken elbette bol bol hellim peyniri almayı ihmal etmedik. 




Umarım Kıbrıs yazılarımı beğenmişsinizdir. Hepinize bol seyahatler dilerim, sevgilerimle :) 














Pamukkale

Cumartesi, Eylül 24, 2016
Yıllar önce annemlerle Pamukkale'ye ilk gidişimizde bembeyaz travertenleri görünce çok şaşırmıştım. Öyle beyaz öyle güzel görünüyorlardı ki gözlerimiz kamaşmıştı. Travertenlerin üstündeki gölcükler turkuaz rengindeydi, ve bazı yerlerde şelale gibi sular çağlıyor, aşağı doğru dökülüyordu. Çocukluğun verdiği saflıkla hayallere dalmış gitmiştim travertenlerde çıplak ayakla gezerken. Yine o beyaz hayallere dalmak ve bu sefer Öykütoş'u travertenlerde gezdirmek için tuttuk Pamukkale yolunu...

Yıllar sonra tekrar geldiğim Pamukkale'yi bıraktığım gibi bulamayınca biraz üzüldüm. Etrafı çok güzel düzenlemişler, yeşillikler, yürüyüş yolları yapmışlar, palmiyeler dikmişlerdi. Ancak travertenler eskisi kadar beyaz değildi, gölcükler ve sular daha az gibiydi. Ya iyi koruyamamıştık ya da zamanla bu hale gelmişti bilemiyorum. Oysa ki dünyada eşi benzeri olmayan bu doğa harikasına gözümüz gibi bakmamız gerekiyordu. Unesco nun Dünya miras listesinde olan bu doğa mucizesi sadece ülkemizin değil tüm dünya milletlerinin ortak emaneti, çok iyi korunması gerekiyor. Yurt dışında bir yere gittiğinizde aynı yerde otuz yıl önce çekilen fotoğrafta da mekanın aynı bugün gibi olduğunu görüyorsunuz. Tarihi eserlere gözü gibi bakıyorlar, tek çivi çakılmıyor, doğal ve kültürel miraslarına inanılmaz sahip çıkıyorlar. Burası belki yıllar içinde doğal yoldan değişime uğradı bilemiyorum ancak elimizdeki güzelliklere gerektiği kadar sahip çıktığımız konusunda emin değilim. İnşallah bundan sonra farklı olur, ne diyeyim...


Biz gittiğimizde çok kalabalıktı. bir sürü tur otobüsü vardı turistler bu şahane doğal güzelliği görmek için kim bilir nerelerden gelmişti. Bir yandan bunları düşünürken bir yandan da bir selfie çekebilmek için ayakkabısıyla yasak kısımlara giren vatandaşları gördük. Acaip sinirlendik. Bu nasıl bir cahillik diye düşündük düşündük ama anlayamadık. 



Pamukkale, travertenlerin göz alıcı güzelliği yanında Hierapolis antik kenti de kapsıyor. Buradaki tarihi kalıntılar çok etkileyici. Ancak Öykü'nün sulardan çıkmak istemeyip ağlamaya başlamasıyla foto çekimleri sekteye uğradı. Oraları çekemedim. Fotoda görüldüğü üzre biz mutlu mesut poz verirken o sulara giricem diye yırtınıyor :) yazık yaa :)


Pamukkale'ye gittiğinizde çamların arasındaki cafede dondurma yemeyi ihmal etmeyin, tavsiyemdir. Özellikle böğürtlenli olana bayıldık.


Bu arada giriş ücreti 35 Tl, öğrenci&öğretmen 20 Tl, İş bankası kredi kartınız varsa bedava, müze kartla bedava. Bundan kaç yıl sonra Pamukkale ye tekrar giderim bilemiyorum ama tek isteğim bir daha ki sefere aynı şekilde bulmak...


Facebook Sayfam: Ebrushka Blog

İnstagram Hesabım: eebrubayrak 


Ayvalık Cunda Gezimiz

Çarşamba, Ağustos 26, 2015
Yine bir gezi yazısıyla devam ediyorum. Daha önce de yazmış olduğum ve gezmeye doyamadığım Ayvalık ve Cunda var sırada. Biz Dikili'ye 40 dakikalık mesafede olan  Ayvalığa günübirlik olarak gidiyoruz. O tarafa tatile gittiğimiz her sene uğramadan dönmeyiz, dönemeyiz yazık olur çünkü :) İşte bu senede yine aynı şekilde arabaya atladığımız gibi Ayvalık da aldık soluğu. Amma velakin bu sefer her zamankinden farklı olarak korkunç sıcak bir hava karşıladı bizi. Öyle ki gezmeye başlayabilmek için akşam üstü olmasını bekledik. Çünküüü artık minnak bir bebekle seyahat ediyoruz, her yere bizimle geliyor gelmesine ama henüz çok küçük, dikkat etmek lazım. Önce Cunda tarafını gezelim dedik. Cunda'da sokaklar yine güzel, 


çarşı yine güzel, 


deniz yine güzeldi...


Çarşıda zeytin ağacından yapılmış servis tabakları ve daha bir sürü güzel aksesuar bulabilirsiniz. Onun dışında deniz kabuklarından yapılmış süsler ve harika cam hediyelikler var. Havanın biraz serinlemesini beklerken oturduk ve dondurma yedik. Sakızlı başta olmak üzere her çeşit meyveli dondurma var. Girit dondurmasıymış, fena değil ama çabucak eriyor. Aslında bu sefer tekne turu yapmak istedik çok güzel gezi tekneleri vardı ama hava çok sıcak olunca bir sonraki sefere dedik. 



Burada cennetten ufak bir parça görmek ve denize girmek isterseniz adres: Patricia plajı. Zeytinliklerin yanından dar bir yolu takip ederek plaja gidebilir, sonsuz sükuneti ve muhteşem havayı içinize çekebilirsiniz.


Eşimin denizde bulup benim için çıkardığı deniz yıldızı, hayatımda ilk defa bir deniz yıldızım oldu :)



Alttaki manzara ise Ayvalık'ın meşhur Şeytan Sofrası'na ait. Burası kayalık bir tepede, rivayete göre şeytanın ayak izi olduğu söylenen bir delik var. Ayak izi şeytanın mı değil mi bilmem ama manzarası muhteşem. Ayvalık'ı 360 derece izleyebilirsiniz buradan.


Kalmak isteyenler için ufak butik oteller ve pansiyonlar mevcut. Bizim öyle bir planımız olmadığı için detaylı araştırmadık. Beğendiklerimizi dıştan fotoğrafladık.


Yemek konusunda gelince Cunda'nın balıkçıları ve mezeleri meşhur. Bunların da en bilineni Bay Nihat. Tüm mezelerin şahane, balıkların taze ve lezzetli olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Yalnız fiyat konusunda da lezzet konusunda olduğu kadar iddialı :) Daha uygun yerler de var. Denemek lazım. Yemek sonrası Bay Nihat'ta kahvenizi içebilir ya da meşhur Taş Kahve'ye gider çay kahve keyfini orada yaparsınız. 


Burda da sıcaktan mayışmış bebeğe hal hatır soran babası :)


Dönüşte karnımız açsa da değilse de bir ayvalık tostu yemeden gitmeyi düşünmeyiz bile. Çünkü ilk yediğimde anladım ki ben daha önce hiç ayvalık tostu yememişim :) Burada tostun ekmeği çıtır çıtır taptaze, mükemmel, içindeki malzeme ise belli, öyle ne buldularsa doldurmuyorlar Ankara da olduğu gibi. Ayvalık tostunu nerede yiyelim derseniz; Açelya Kafe. Denize sıfır, temiz, güzel bir mekan.


Mutlaka bizim bilmediğimiz daha nice yerler vardır buralarda. Her gittiğimizde yeni şeyler keşfediyoruz biz de. Keşfettikçe de bloga aktarıyorum okuyanlara fikir verir belki diye. Yazımın sonunda bol seyahatli, sağlıklı ve güzel günler diliyorum, daha yaz bitmedi :)

Blogger tarafından desteklenmektedir.