Featured

15/slider/custom

Gri Ceket ve Güzel Havalar

by Pazartesi, Şubat 19, 2018
Benim için havaların "güzel" olmasının ilk şartı güneş olmasıdır. Yani hava 30 derece bile olsa gökyüzünde güneş yoksa üzgünüm hava güzel değildir. Şubat ayının ortasında hiç gelmeyen kış bitmeye yüz tutarken, güneş de böyle pırıl pırıl parlarken o hafta sonunun iyi geçmemesi düşünülemez bile... Nitekim biz de güneşle daha da yakınlaşmak için açık havada vakit geçirmek istedik. Hem benim mikrobik ortamlardan uzak durmam yani kapalı alanlara çok girmemem gerekiyor hem de yeni bir hobimiz var: Drone uçurmak :) Eşim ilk aldığında çok ilgimi çekmemişti (itiraf edeyim boşuna para verdi demiştim) ama şimdi bende seviyorum. Drone gökyüzüne doğru uzaklaşıp bizi çekerken çok eğleniyoruz gerçekten. Acemiliğimiz bitsin, yaz gelsin daha çok video çekeceğiz inşallah. Bu arada bende bi ufak "ne giydim" çekimi sıkıştırdım araya. İnce bir palto, ya da uzun bir ceket olarak kullanılabilecek bu gri ceket gamiss.com  dan. 




Arkadaki araç ise Mercedes Benz X Class. Çift kabin dört çeker kamyonet. Piyasada pek çok muadili vardı ama Mercedes Benz kendi kalitesini sonuna kadar yansıtmış ve yine harika bir araç çıkarmış ortaya. Haliyle rakipleri X Class yanında pek sönük kalıyor, üzgünüm :) Biz de hafta sonu X Class' ı denedik ve hem düz yolda hızını, konforunu, hem de arazide dört çekerin rahatlığını gördük. Bilmeyenler için; uzun bir süre Mercedes Benz de araç satış danışmanı olarak çalıştım, otomobiller ilgi alanıma fazlasıyla giriyor yani. Yeni bir elbiseden çok daha fazla mutlu eden bu test sürüşü ile pazarı bitirdik...



Gri Ceket: Gamiss 





Biker Ceket

by Perşembe, Şubat 15, 2018
Siyah mont ve ceketlerin ne kadar kullanışlı olduğu ve hepimizin onları ne kadar sık kullandığı bir gerçek. Hatta benim bir siyah hırka takıntım vardı ki bir ara her alışverişte siyah hırka peşinde koşar olmuştum. Aldıklarım yetmiyor, uzunu kısası, genişi darı derken habire bir siyah hırka alıyordum. Neyseki bu obsesif günler eskide kaldı. Artık öncelikler değişti (şükür). Şimdilerde yine alışveriş yapıyorum ama artık takıntılardan uzağım. Sizi bilmem ama benim fermuar detaylı ceketler montlar çok hoşuma gidiyor. Özellikle böyle siyah montlarda fermuarlarla süslenmiş modeller hemen beni kendine çekiyor. İşte bu biker ceket de böyle metal/fermuar detaylı spor ve şık modellerden, yani benim en sevdiklerimden. Umarım siz de beğenirsiniz.





Her yurtdışı alışverişinde asıl parçanın yanında bir de "yancı"  parça oluyor. Lazer kesimli bu tayt da onlardan biri. Bana azıcık uzun gelmese modeli güzel gerçekten. Kumaşı ise ince, esnek, rahat bir kumaş.



Bu seferki Lovelywholesale alışverişim böyle. Ürünleri ve fiyatları incelemek için aşağıda ürün linklerine tıklayabilirsiniz...

Biker Ceket: Lovelywholesale 




Kırmızı Mont

by Perşembe, Şubat 15, 2018
Kırmızı nasıl güçlü bir renkse ne zaman giysem kendimi çok özel birşey giymişim gibi hissediyorum.  Boşuna dememişler "kırmızı aşkın rengidir" diye. Aslında günlük bir mont bir kazak ve pantolondan oluşan bu kombin sadece montun canlı kırmızı olmasından dolayı gayet göz alıcı bir hale geliyor. Bu kırmızıyı bir de abiyelerde düşünün, gecenin starı olmak işten değil yani :) Eskiden hiç sevmediğim hiç de giymediğim kırmızı son yıllarda (sanırım yaşlanıyorum :) baya baya hoşuma gitmeye başladı. Önce ufak tefek aksesuarlarda ayakkabı çantada filan kullandım. Sonra bi baktım kırmızıya iyice sardırmışım hatta kırmızı elbiseler paltolar bile almışım :) Eee ne demişler "asla asla deme". Şimdilerde sık sık düşünüyorum acaba eskiden başka nelere sinir olur asla giymem derdim diye. Onları da yavaş yavaş giyeceğim kesin belli oldu :) İşte kırmızının hikayesi bende böyle. Bu tatlı mevsimlik montu da Gamiss  de buldum, önce rengini beğendim, gelince modeli de hoşuma gitti. Şöyle havaların 15-16 derece olduğu ılık bahar günlerinde giyilecek bir parça. 




Spor bir mont giyiyor olmam kırmızı rujumu sürmemem anlamına gelmiyor diye düşünüp hemen en canlı kırmızı rujumu sürüştürdüm :) İki tane de filtreli fotoğraf ekliyorum, sadece kırmızıyı vurgulayan bu kareleri ben çok sevdim... 



Mont: Gamiss 



Baştan Ayağa Siyah

by Salı, Şubat 13, 2018
Renklerle barışık olmama rağmen en sevdiğim kombin yine baştan aşağı siyah giysiler sanırım. İçinde en rahat olduğum kombinlerden biri diyebilirim. Bir akşam yemeği için çok uygun olduğunu düşündüğüm bu kombinin en özel parçası olan diz üstü çizme severek alışveriş yaptığım Amiclub.com dan. Aslına bakarsanız diz üstü çizmeleri kombinlemek ya da kendinize uygun bir model bulmak o kadar da kolay değil. Çok uzun boylu değilseniz işiniz daha da zorlaşıyor. Ama doğru model ve doğru parçalarla kombinlerseniz de çok şık oluyor. Yani yine iş vücudumuzu tanımak ve uygun modeli bulmakta. Ben çok seviyorum uzun çizmeleri öyle diyeyim. En doğrusu da mini etek yada elbiselerle kombinlemek oluyor benim için.



Bu sefer diz üstü çizmeleri önden düğmeli kısa şort etek ve düz siyah bluzle giymek istedim. Üstüne de Gamiss den beğendiğim önden kemerli siyah paltoyu kullandım. Bu palto günlük de giyilebilir böyle akşam yemeği türünde yerlere de çok uygun olur. Fiyatı da öyle ucuzdu ki inanılmaz...Kombin detaylarını ve ürün linklerini en altta vereceğim.





Benim gibi "All Black" konseptini sevenlere şık bir post hazırlamak istedim umarım beğenmişsinizdir :) 

Çizme: Amiclubwear 
Palto: Gamiss 
Etek: Stradivarius




Pembe

by Pazartesi, Şubat 12, 2018
Bu ara pek pembe hayallere dalacak modum olmasada renkli giyinmek moral veriyor diyebilirim. Özellikle soft tonları çok seviyorum sanki huzur veriyor bu tip renkler. Trençkotları ise çok kullanışlı buluyorum. Asla modası geçmeyecek bu parça neyle giyseniz yakışıyor, uyum sağlıyor, kombine hava katıyor diye düşünüyorum. Klasik trençkotların yanında bir de böyle değişik renklerini bulunca hemen almak istiyorum. Zaful dan aldığım pembe trençkot tam baharlık. Aslında kışın gelmemesinden dolayı şimdilerde bile giyilebilir. Ama hakkı baharda giymek. Bu şirin ve iç açıcı renk bahara yakışır :) Daha önceki postlarımdan nude trençkot ve mor trençkot u okumak için linklere tıklayabilirsiniz. 



Şapka ise sevdiğim beyzbol modeli, eskiden beri takmaktan hoşlandığım bu şapkanın tatlı rengi en sevdiğim tarafı oldu. 



Trençkot: Zaful 
Şapka: Zaful 
Şeritli Pantolon: Moderya 
Bot: Dresslily 

Halen Zaful da indirimler devam ediyor görmek isterseniz valentines sale 2018 linkine tıklayabilirsiniz, sevgilerimle...






Stockholm Gezi Rehberi

by Cuma, Şubat 09, 2018

Stockholm Hakkında

İsveç'in başkenti olan Stockholm 800 bin nüfusa sahip, 14 adacıktan ve kanallardan oluşan, refah ve gelişmişlik düzeyi bir hayli üst seviyede olan Avrupa başşehri. Stockholm parkları, yeşil alanları, tarihi mekanları, düzgün yolları ve kaliteli insanıyla gezmekten en çok keyif aldığımız şehirlerden oldu. Refah seviyesi şehrin her noktasında açıkça belli olan bu düzenli şehir bebekle gezmek için de ideal.  Burada trafik kurallarına ve ışıklara son derece titizlikle uyuluyor, ışık olsun olmasın araçlar yayalara metrelerce ötede durarak yol veriyordu. Araç yolu belli, bisiklet yolu belli, kaldırımlar da geniş herkes mutlu mesut geziyordu. Lakin gidecekleri hemen başından uyarayım Stockholm'e yaz, yazın bile gelmiyor arkadaşlar :) Temmuz ayının 12 sinde gittik hava durumu 20-22 derece civarını gösteriyordu. İsveçli kızlar H&M şort salopetler ve parmak arası terliklerle gezerken biz ailecek Mart ayında giydiğimiz ince yağmurluk, ince mont hatta bazı günler sabah saatlerinde kazakla dolaştık :) 800bin nüfusu olan Stockholm de 30bin Türk varmış. Bu da bizi şaşırtan bir detay oldu. Türk'e rastlamakta gecikmedik nitekim.

Stockholm'e ne zaman gitmeli?

Karasal iklimin hakim olduğu kışların oldukça soğuk geçtiği bu kuzey ülkesine gitmek için elbette yaz mevsimi en iyisi. Temmuz ayının ortasını özellikle seçtik ki gezeceğiz diye kuzey denizinin soğuğunda donmayalım :) Ancak buna rağmen sıcaklık 22 derece civarında seyretti. Sabahları daha serindi. Oranın halkı her ne kadar şort ve sandalatle gezsede biz ince montlarımız ve sabahları ince hırkalarımızdan ayrılamadık seyahat boyunca.

Stockholm pahalı bir şehir mi? Para birimi nedir?

Para birimi isveç kronu ve ne yazık ki tek olumsuz taraf Avrupa şehirleri içinde gittiğimiz en pahalı şehir olması. Orada yaşayan ve para kazanan biri için değil ancak turistler için özellikle de bizim TL ile hesaplayınca Stockholm pahalı bir şehir diyebilirim. Örnek olarak ortalama bir yemek için Türkiye de ödediğinizin 2-2,5 katı para ödüyorsunuz.

Stockholm'de Ulaşım Nasıl?

Turist olarak gittiğiniz yerde yaya gezmek en iyisi ancak her yere yürümek mümkün değil. O nedenle metroyu tercih edebilirsiniz. Arlanda havalimanından şehre gitmek için her 15 dakikada bir tren var. Şehri gezerkende SL card adlı karta para yükleyerek pek çok ulaşım aracını kapsayan bu kartla her yere gidebilirsiniz. Metro ağı tüm Avrupa başkentlerindeki gibi oldukça geniş. Stockholm de farklı olarak metro istasyonlarının her biri farklı sanatçılar tarafından ayrı konseptte boyanmış, dizayn edilmiş. Ben ilk defz böyle birşeye şahit oldum. Ve yarım günü metro istasyonlarını gezmeye ayırdık. Bu konsept istasyonların çoğu mavi hat üzerinde. İçlerinde en beğendiğim metro durağı Solna Centrum oldu. Kıpkırmızı boyanmış duvarlarda yeşil ağaç figürleri vardı. Sanki bir oyun yada bir film seti gibiydi. Beş altı durak boyunca her istasyonda inip fotoğraf çekip tekrar binerek ilerledik. Hepsi farklıydı hepsi de ayrı güzeldi. Bunun dışında genellikle yaya gezdik. Yorulunca adım başı karşımıza çıkan yemyeşil ve tertemiz parklarda dinlendik. Bu parkların hepsinde free wifi mevcuttu. Dinlenirken internette gezinip maillere, bloga vs bakmış olduk.

Stockholm de Gezilecek Yerler

Yukarıda da bahsettiğim gibi burası 14 adacıktan oluşuyor. Adaları köprüler birbirine bağlıyor. Bir turist için gezilecek ve yapılacak pek çok şeyin olduğu bu güzel şehirde zaman ve bütçe doğrultusunda biz neler yaptık bakalım:

Gamla Stan (Old City)

Burası şehrin eski kısmı. Yüzlerce yıllık binalar buraların tarihini yansıtıyor ve her biri onlarca fotoğrafını çekme isteği uyandırıyordu. Dar sokaklar ve ortaçağ dan kalma binaların her biri ayrı bir tarihi eser. Burası oldukça kalabalıktı, sağlı sollu hediyelik eşya dükkanları, cafeler ve restoranlar dopdoluydu. Dünyanın en eski restoranı sıfatıyla Guinnes rekorlar kitabına giren Den Glydene Freden adlı restoran da Gamla Stan bölgesinde bulunuyor. En ünlü caddeleri Vasterlanggetan ve Stora Nygatan cadderidir. Gamla Stan turistik olması yüzünden hediyelik eşyaların fiyatları daha pahalı. Magnet vs almak niyetindeyseniz şehrin diğer bölgelerini tercih etmeniz daha iyi olur.

Vasa Museum

Müzelerin pek bol olduğu bu şehirde hepsine gitmek mümkün değil. Biz ilk olarak çok merak ettiğimiz ve gitmeden önce okuduğumuz bloglarda da çok tavsiye edilen Vasa Müzesini seçtik. Burada 1628 yılında yapılmış ve denize açıldığı ilk gün fırtınada yan yatıp batarak tam 333 yıl derinliklerde yatan eski bir viking gemisi sergileniyor.
Yedi katlı bir binanın tam orta yerinde loş bir ortamda bulunan devasa gemiyi katlardaki balkonlara çıkarak dört bir taraftan detaylıca inceleyebiliyorsunuz. Üzerindeki tahta oymalarıyla şahane görünüyor. 1961 den bu yana 28 milyon ziyaretçinin bu müzeye gelmiş olması da mutlaka gezilmesi gerektiğini ispatlıyor.

Arme Museum

Arme Museum yani askeri müze için ben pek istekli değildim. Ancak gezdikten sonra fikrim değişti. Gitmekle çok iyi yaptığımızı düşünüyorum. İnternette ücretli olduğunu okuduğumuz bu müzenin girişi ücretsizdi. Gezmeye üst kattan başladık. Balmumu heykellerle savaş sahneleri canlandırılmıştı ve son derece gerçekçiydi. Savaşın ne acımasız olduğunu ve savaş döneminde insanların neler yaşadığını adeta hissettik. Buranın çıkışında ise barışa atıfta bulunarak tüm bir koridoru bembeyaz el işi örgülerle donatmışlardı.

Södermalm

Stockholm'de şehrin bölgeleri adacıklardan oluşuyor ve bu adacıklar köprülerle birbirine bağlanıyor. Bu bölgelerden biri de Södermalm. Burada tasarım ürünlerin satıldığı mağazalar, şirin butikler ve güzel cafeler var. Şansımıza yağmura yakalandık. Ancak burayı da mutlaka detaylı gezmeli. Biz çok uzun kalamadık ancak yine de çok orjinal yerler gördük.

Ericsson Globe (Skyview)

Gitmeden önceki araştırmalarımızda okuduklarımıza göre buraya gidenlerin bir kısmı beğeniyor biraz daha fazla kısmı ise kısa sürdüğünü, pek de gerekli olmadığını yazıyordu. Tabi her ne kadar fikir alsak da herkesin beğenisi farklıdır, biz merak ettik gittik gördük. Burası dünyadaki yarım daire şeklindeki en büyük bina ve bu binanın tepesine cam bir küre şeklindeki asansörle çıkıyorsunuz. En tepede on dakika kadar duruyor bu arada fotoğraf çekip Stockholmü panaromik izliyorsunuz. İki kişi 300 kron yani 100 TL civarı. Bence Ericsson Globe çok değişik bir deneyim ve  başka yerde benzeri olmayan bir binanın tepesine, cam bir küre içinde çıkmak gayet zevkli ve hoş bir anı. O yüzden iyi ki gitmişiz diyorum ve de gideceklere tavsiye ediyorum.

Saluhall

Burası Östermalm bölgesinde büyük bir yiyecek içecek çarşısı. Kocaman bir pasaj içinde birçok dükkanda et, balık, meyve, sebze satışı yapılıyor. Orada yemek isterseniz pişirilip servis ediliyor.
Cafe ve restoranlar da var. Burası aslında çok kalabalık bir yermiş ancak biz sabah saatlerinde gittiğimiz için pek kimse yoktu rahat rahat gezdik ve fotoğraf çektik. Camekanların temizliği, ürünlerin taptaze görünmesi çok ilgimi çekti. İsveçlilerin çok ince bir zevkleri ve her ne olursa olsun yaptıkları işe saygıları var bu çok net anlaşılıyor. Burada deniz ürünlerinin tadına mutlaka bakılmalı.


Skansen Açık Hava müzesi

İşte Stockholm de en eğlendiğim en sevdiğim yere geldi sıra: Skansen! Burası "açık hava müzesi" diye geçiyor. Ama müze demek çok doğru değil burası adeta yaşayan bir Viking köyü. Eski Viking evlerini içinde eşyaları, önünde horozları, ördekleri, çamaşır yıkayan kadınları ile birebir yaşatıyorlar.  Evlerin içinde yerel kıyafetleriyle bazen ev kadını, bazen öğretmen, bazen yün ören köylüleri görüp sohbet edebiliyorsunuz. Bu görevliler işlerini son derece ciddiyetle ve zevkle yapıyorlar. Ve isterseniz bulunduğunuz yerle ilgili size bilgi veriyorlar. Hayvanat bahçesi, çocuk parkı, cafeler gibi pek çok gezilecek yer var. Burada ağız tadıyla koşturmadan gezmek için en az yarım gün ayırmalısınız. İnternette okuduğum bloglarda yada gezi sitelerinde Skansen' den vasat bir yermiş gibi bahsedilmiş. Gidip görünce çok şaşırdım. Tamam zevkler tartışılmaz ama o kadar da değil. Buranın hakkını yemeyelim gerçekten burası herşeyiyle yaşayan bir Viking köyü ve girip gezerken adeta o zamana geri dönüp onların hayatına konuk oluyorsunuz. Skansen'e giriş ücreti kişi başı 180 kron. Burada bir tavsiyem olacak, Skansen gezisine başlayacağınız noktaya çıkmak için epey bir yokuş tırmanmanız gerekiyor. Hele bebekle giderseniz pusetle filan çok zor. bileti alırken görevli trenle mi yürüyerek mi diye soruyor. Yanılmıyorsam 30 kron farkla trene binip başlangıç noktasına zahmetsizce çıkıyorsunuz. Skansen masal gibi bir yer. Mutlaka gidilmeli hele ki çocuğunuz varsa inanılmaz eğlenecek, çocuklulara duble tavsiye ediyorum.

Ocean Bus

Şehri metro ve yaya gezmek dışında farklı birşey yapalım istedik ve Ocean Bus adı verilen hem karada hem de denizde gidebilen ilginç bir otobüsle şehir turu yaptık. Ben ilk defa böyle bir deneyim yaşıyorum. Daha önce tv de denizde gidebilen arabayı James Bond filminde görmüştüm :) Hem deniz hem karada seyahat eden bu otobüs macerasını kaçırmak istemedik. Toplam 75 dakika süren turun çoğunluğu denizde geçen bu otobüs gezintisinde çok eğlendik. Önce karadan tura başladık. Rehber eşliğinde bu kısım 20 dakika kadar sürdü. Sonra bir otelin yanından iskele gibi bir yerden denize doğru ilerledik. Girerken azıcık heyecan yaptım itiraf ediyorum. Karada giderken bir anda denizde vapura dönüşen Volvo marka bu otobüs bir saate yakın suda gezinti yaptırdı bize. Bu turlarla şehri değişik açılardan görüp daha güzel fotoğraflar çekebiliyorsunuz. Stockholm gerçekten çok güzel bir şehir. Bu tur esnasına bol bol video çektik. Ancak açık camlardan içeri giren rüzgar biraz üşüttü. Sonuç olarak girdiğimiz yerden tekrar karaya çıktık ve başlangıç noktasına döndük. Hem otobüs hem de tekne olan bu ilginç taşıtla gezme deneyimini mutlaka yaşayın, çok hoş bir tecrübe oluyor. iki kişi 500 SEC yani 150 tl.
Yok ben sadece karada gezeyim derseniz arkamda gördüğünüz hop on hop off denen üstü açık otobüslerle de şehir turu yapabilirsiniz.

Stockholm' de Yeme İçme

Bu konuda çok seçici olmadığımız ve değişik tatlara açık olduğumuzdan Stockholmde de dünya mutfağından pek çok restoran bulunduğundan dolayı yemek işi bizim için oldukça keyifliydi. Çok sevdiğimiz uzakdoğu mutfağı kolaylıkla ulaştığım bir alternatif oldu. İsveç mutfağında çok ünlü ne var derseniz İsveç köftesi dışında öyle çok ünlü bir şey yok derim. Onun da fiyatına İkea da alışmışız, oralarda çok pahalı geldi haliyle. Biz yemek konusunda farklı mutfaklara açık olduğumuz için zorlanmıyoruz. Burada döner de yaygın olarak satılıyor. Bizdekinden biraz daha farklı ve daha büyük porsiyonlarda lezzetli döneri sevdik. Kaldığımız sürece herkesin elinde gördüğümüz ancak bir türlü fırsat bulup yiyemediğimiz beyaz ve iştah açıcı dondurmayla karşılaşınca hemen denemek istedik. Yediğim en leziz dondurmalardan biri olabilir. Öyle yumuşak değil hafif sert, az şekerli ve nefis süt tadıyla harika bir dondurma. Ne yazık ki son gün keşfettik :) Siz öyle yapmayın gider gitmez yiyin. Tabi mevsim yazsa :) Dondurmanın fiyatı 30 SEC yani 9 tl. Mado dan ucuz :) 





Stockholm den son notlarım ise şöyle:

- Pahalı mı? Evet, ama orada yaşayanlara değil, turistlere. Hele de bizim gibi Türk parası kazananlar için oldukça pahalı bir şehir.
- Güzelmi? Çookk...Gerçekten görülesi, gezilesi hatta daha ileri gideyim yaşanası bir şehir.
- Caddeleri geniş, trafik yok, keşmekeş yok, parklar yeşil alanlar bol...
- İnsanlar son derece saygılı. Ayrı bir gezegende yaşar gibiler. Buranın insanlarına soğuk diyorlar ama anlamadığım şey; saygılı ve mesafeli olmanın kime ne zararı var?
- Her yerde ücretsiz WIFI var otobüste, parka, metro istasyonunda...
- Fiziksel yönden kızlar da erkekler son derece hoş ve bakımlı.
-Biz sevdik Stockholm'ü, hem de çok, bıraksalar yaşarız bile burada :)













Blogger tarafından desteklenmektedir.