Amerika da gezme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika da gezme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

New York Vol:1

Pazartesi, Kasım 18, 2013
Amerika seyahatimizin son ayağı New York oldu. Burası Tampa, Orlando ve Miami den çok çok farklı. Trafiğiyle, kalabalığıyla, yoğunluğuyla 24 saat uyumayan bir metropol. Dünyanın bir numaralı ticaret ve finans merkezi. Şehir Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Island olarak beşe ayrılmış. Metro 24 saat açık ve sokaklar her saat dolu. Her milletten milyonlarca insana ev sahipliği yapan, iş imkanı veren dünya başkenti burası. Sokaktaki her üç kişiden biri yabancı. Toplamda 170 ayrı dil konuşuluyormuş, tam bir kültür mozaiği.


Zengini zengin ama sokaklarda, metroda o kadar çok evsiz var ki...Uçaktan iner inmez soğuk hava karşıladı bizi. Hemen bavuldan montları çıkardık, ayaz vardı. Shuttle servisle ana istasyon olan Pen Station'a kadar gittik. Burdan metroyla otele geçtik. 


New York da üç gün kaldık bu süreye elimizden geldiğince çok yer sığdırmaya çalıştık. Ancak hakkıyla gezilecekse en az bir hafta kalınmalı. Bundan önce Tampa-Orlando ayağını araba ve navigasyonla geçirdiğimiz, Miami de ise acenta bulup turlarına katıldığımız için haritayla metroyla işimiz olmadı. New York a gelir gelmez hemen bir harita bulduk. Daha doğrusu yaşlı bir adam bize hem yolu tarif etti hem de şehir haritası verdi. Şaşırdık, çok hoşumuza gitti. Ve gidene kadar bu harita elimizden düşmedi en son gün sandıktan çıkmış define haritası gibi parça parça haldeydi . 
Kalacağımız yer Manhattan adası, burası uptown, midtown ve downtown olarak üçe ayrılmış. Biz downtown dedikleri aşağı kısmında, Howard Johnson otelde kaldık. Yine Booking den rezervasyon yaptık. Otel China Town ın içindeymiş rezervasyondan sonra farkettik ama daha iyi oldu. Son gün vakit kıtlığında metroyla uğraşmadan çok yakında olan Little İtaly ve Little China yı rahat rahat gezebildik. Oda güzeldi, temizlik iyiydi, ön büro çalışanları inanılmaz yardımcı oldular. Otel müdürü Çinli bir adamdı her gün bizimle sohbet etti kaldığımız sürece.
İlk gün metroyla 42. caddede inip Times Square e gittik. Rengarenk panolar ışıklı bilboardlardan herkes bilir burayı. Gece ayrı güzel tabii ki. 



Oraya adım atar atmaz bir sürü Türkle karşılaştık. Bizimkileri yükses sesle türkçe ve kimse anlamaz diye argo konuşmalarından hemen farkediyorsunuz :) 




Bu adamla fotoğraf çektirmek isterseniz gitarına üç beş dolar sıkıştırmanız gerekiyor. Daha çılgın pozları da vardı ama bu yeter :)


Derken acıktık Bubba Gump diye bir yere girdik. Bu esnada yorgunluk, uykusuzluk üzerimden akıyor. Burdaki menüde karidesli çok seçenek var. Burger ya da makarna türü yemeklerde dahil seçenek çok.


Biz fish&cips istedik bir de karidesli makarna. İkisi de lezzetliydi.




Buradan sonra yine sokaklarda fotolar filan derken güneş batmaya yakın Empire States'e çıktık 34. caddede yer alan bu binanın 86. katından şehri panaromik olarak izleyip fotoğraf çekebiliyorsunuz. Kişi başı 27$. Epey sıra vardı ama 15 dakika filan sürdü beklememiz. 



Zamanı çok iyi ayarlamışız, yukarı çıktığımızda güneş batmış kızıllığı gökyüzünde, ama şehrin ışıkları da yanmış ışıl ışıldı. Havada zerre bulut yoktu şansımıza ve çok güzel kareler yakaladık. Ama aşağıda bile ayaz olan hava 86. katta nasıl oldu düşünün bir de rüzgar esti elimizde makineyi zor tutuyorduk. 86. kattan NY manzarası böyle oluyormuş:





Orlando-Tampa ve Miami den sonra burası acaip karışık, keşmekeş, gürültülü ve kirli geldi. Hele NY metrosu resmen mağara gibiydi fareler raylarda cirit atıyordu. Her taraf değişik tip adam doluydu. Rafet El Roman ın şarkısı gibi evler karışmış bulutlara. Gökdelenlere bakmak için boynumuz bükük gezdik. 


Bugün yarım günde otele yerleşme, Times Square ve Empire States derken epey efor sarfettik. O kadar yorgun gittik ki otele metroda uyuyup kalabilirdik.
Ertesi gün dinlemiş olarak kalktık, otelde kahvaltıdan hemen sonra özgürlük heykeline bakmak için White Hall dan kalkan Staten Island Ferry tarafından işletilen ücretsiz feribota (ferry) bindik. 






Bu feribotla nehrin karşısına geçiyor bu arada Manhattan adasının gökdelenlerle dolu olan kısmını fotoğraflayabiliyorsunuz. Buranın fotoğrafları en iyi feribottan çekiliyor. İndiğiniz yerde yan taraftan yine feribota binip karşıya başladığınız yere dönebilirsiniz. 

Burdan sonra İkiz kulelerin olduğu yere doğru yollandık. Yolumuzun üzerinde NY un meşhur boğasıyla fotoğrafı unutmadık tabi.



Yıkılan World Trade Center yani ikiz kuleler yerine yapılan  9/11 dedikleri anıt için epey bir kuyruk vardı. Kapıda ise girişin ücretsiz olduğu ancak 5-10 $ bağış yapabileceğimiz yazıyordu. Yani kibarca para ver diyor. Kutunun içi 1$ doluydu, bizde öyle yaptık. Kulelerin yerine dev birer havuz yapılmış. Uzun duvarlarından şelale gibi su akıyor ortada bir delikten aşağı akıyor, sonsuzluğu simgeliyormuş. Havuzun etrafında ölenlerin isimleri vardı. 





Çıkışta 11 Eylülle ilgili tüm olan bitenin anlatıldığı videoların gösterildiği, kitapların, giyim ve aksesuarların satıldığı bir mağaza vardı.
Burada çok vakit harcamadık olay zaten bundan ibaretti, gördük çıktık. Sonra 5. caddeye yürüdük. Burda bulunan Rockefeller centerda isterseniz 70. kata (top of the rock) çıkıp NY manzarasına bakabilirsiniz Empire States e çıktığımız için biz çıkmadık. Rockefeller'da buz pateni sahası, etrafında cafeler filan vardı. Kalabalıktı.




Sonrasında ise yine meşhuuurr Central Park'a gittik. NY şehrinin ciğerleri diyorlar buraya. Şehrin Uptown bölgesindeki bu park o kadar büyük ki tamamını gezemedik. Burası insan eliyle yapılmış, içinde yapay göl bulunan ve her tarafını gezmek için bir günün yetmeyeceği kocaman bir park. İsteyenler bisiklet kiralayabiliyor. Bir de gezinti için at arabaları var onları da kiralayabilirsiniz. 



Mevsim itibariyle ağaçlar sapsarı olmuştu ve her taraf sincap doluydu.







Burdan sonrası caddelerde keşif. Gece çok daha güzel ışıl ışıl şehir. Bu da Trump'ların fakirhane sanırım :)









New York tek postla bitmiyor, çok fazla foto olunca ağır açılıyor ondan dolayı ikinci yazımda alışveriş, deniz ve hava müzesi, Little China ve Little Italy var. Umarım beğenmişsinizdir :)



Amerika Macerası İlk Durak: Tampa

Salı, Kasım 12, 2013
Herkese merhaba, uzun zamandır planladığımız Amerika seyahatini yaptık döndük. Seyahat yazılarıma yeni bir ülke daha ekleniyor Allaha şükür. Gideceklere ilk tavsiyem erkenden vize ve uçak bileti işini halletmeleri. Ne kadar erken olursa o kadar uygun fiyata bilet bulursunuz. Vize konusunda Amerikan elçiliği bir dolu evrak vs istiyor ve diğer ülkelerden daha çok uğraştırıyor. Ama sonuçta verince de 10 yıllık veriyor, her gidişte de 6 ay kalabiliyorsunuz. Bundan sonrasında ise bizim gibi ferdi gidecekler bol araştırma ve çok iyi bir program yapmalı yoksa zor. 
Amerika Avrupa dan çok farklı, evler, arabalar, yollar, insanlar...Ne yaptık, nerde kaldık, nasıl oldu sizlerle de paylaşmak istiyorum. Çünkü biz internetten çok araştırdık, okuduk, not aldık. Bloglardan, forumlardan okuduklarımız çok yardımcı oldu. Gerçi bazı şeyler de yanıltıcı oldu ama olur o kadar :) Mesela alışveriş kısmı. Aman efendim alışveriş cennetiymiş, yeme içme çok ucuzmuş filan...Öyle birşey yok artık çünkü dolar olmuş 2 küsür lira :) Ayrıca her marka değil sadece bazıları uygun fiyatlı. Tabi bu ve bundan sonra yazacaklarım benim düşüncelerim artı herkesin bütçesi farklıdır :)

TAMPA (FLORİDA)

İlk gün İstanbul dan New York uçağına akşam 18.00 de bindik Amerika saatine göre gece 23.00 de indik. Pasaport kontrol de uzun bir kuyruk var yaklaşık bir saat ayakta onu bekledik. Sonra damgayı yedik içeri girdik :) New York JFK Havaalanı çok büyük bir yer sekiz adet terminalden oluşuyor. Ordan da sabah Tampa'ya gideceğiz. Tampa Florida da bir sahil kenti ve eşimin arkadaşı orda yaşıyor, biz ona misafir olduk. Misafir olduk demek yanlış olur, çünkü adamcağız evde değildi, evini ve arabasını bize bırakmış kendisinin Türkiye'de işi varmış buraya gelmiş. Bunu da kimse kimseye yapmaz, sağolsun. Sonradan bir günlüğüne bize katılabildi. Neyse alana indik sabah uçak saatine kadar alanda oyalandık ama klimalar sonuna kadar açılmış ve donduruyordu. Bir de uçağınız hangi terminalden kalkacaksa sadece orda beklemenize izin veriyorlar. Sabahı zor ettik Tampa uçağına bindik, üç saat sonra oradaydık. İnişten önce Tampa manzarası:



Hava birden 20 dereceye yakın arttı. Eşimin arkadaşı Cüneyt arabasını alanın park yerine bırakmış arabayı aldık yola çıktık. Araba dersem hafif kalacak adamın arabası Corvette :) Navigasyonla biraz uğraştıktan ve birilerinden yol tarifi aldıktan sonra Tampa daki eve ulaştık. 


Buraya da ev demek az gelir, Yapay cennet burası, Tampa Palms diye bir yer, muhteşem bir siteydi müstakil evlerden oluşuyor ve göller, yemyeşil ağaçlar, golf kulübü, kaldırımlarda bile çimler, sincaplar, tam yaşanacak bir yer. 




Eve valizleri bıraktık etrafı keşfe çıktık. Eğer ki vaktiniz ve planınız uyarsa Tampa mutlaka görülmesi bir yer biz tanıdık olmasaydı burayı görmeyecektik, yazık olurmuş. İlk gün yorgunluktan ve etrafı bilmediğimiz için ilk bulduğumuz yerde yemek yedik. Açık büfe uzakdoğu yemekleri, gayet iyiydi. 




İkinci gün Cüneyt in tavsiyesiyle Clear Water'a doğru yola çıktık. Burası Tampa da bir sahil. Yolda gördüğümüz arabalar bizdekini aratmıyor, eee burası Amerika.



Giderken yeşillikler içinde güzel evler gördük. Cadılar bayramı için birşeyler asmışlar, hazırlık yapmışlardı,





Hayatımda gördüğüm en ince en beyaz kum Clear Water'ın ki sanırım. Kum değil sanki tuz dökülmüştü sahile. Plajı ise Florida nın en güzel ve en temiz plajı seçilmiş. Denize girmedik ama kumsal nefisti ordan ayrılmak istemedim. Dönüp dönüp kumlara oturdum, hala aklımdan çıkmıyor...






Bizim gittiğimiz gün tebeşirle resim yapanlar vardı sokakta. Yerlerde muhteşem resimler vardı inanamadık bunları tebeşirle yaptıklarına:



Deniz kenarında ne yenir deniz ürünü yenir tabi. Billy Crabby diye bir yer bulduk. Çok kalabalıktı ama o kalabalığa rağmen servis hızlıydı ve yemek lezzetliydi. Büyük porsiyon olarak tek değerlendirebileceğim yemek bu oldu.


Bundan sonraki durak Orlando...



Blogger tarafından desteklenmektedir.