ispanya
las ventas arenası
madrid alışveriş
madrid boğa güreşleri
madrid gezi notları
madrid gezilecek yerler
madrid primark
madrid tommy mels
seyahat
Madrid Seyahati 2. Bölüm
Madrid seyahatinin ilk bölümünü buradan okuyabilirsiniz. Gelelim ikinci bölüme... Madrid de sokaklar, meydanlar cafe ve tapas restoranlarla dolu, restoranlar da insanla dolu. Her saat mutlaka birileri bir yerlerde yiyor, içiyor, sohbet ediyor. Ancak Madrid gerçek anlamda geceleri yaşamaya başlıyor. Saat sekizden sonra caddelerde iğne atsan yere düşmüyor, insanlar sokakta yaşıyor sanki. Tabii turist de çok, onun da etkisi var bu kalabalıkta...
Bu gördüğünüz fotoğraflar gündüz vakti çekilmiş kareler. Aynı yerlerden akşama geçtiğinizde kalabalıktan zor yürüyorsunuz.
Yurt dışında sık gördüğüm eski dükkanları çok seviyorum. Herşeyiyle bozulmadan kalmış, ahşabın, vitrinin güzelliğine bakar mısınız...
İşte böyle detayları inceleye inceleye, sokak sokak, cadde cadde akşamı ediyoruz yurt dışı seyahatlerimizde. Seyahat blogu yazıyorsanız detaylara daha bir dikkat eder oluyorsunuz. Üçüncü gün hızlı trenle Toledo'ya gittik ama onu ayrı bir yazıda yazacağım. Şimdi o günün akşamından devam edelim. İlk yazımda da dediğim gibi otelimizin bulunduğu yer olan Gran Via en büyük caddesi ve ihtiyacınız olan herşeyi bulabilirsiniz bu caddede. Grand Via da daha önce yürürken gördüğümüz bir burgerci vardı adı Tommy Mel's. Buranın önündeki daimi kuyruk bizde merak uyandırmış ve ilk fırsatta gidelim diye karar vermiştik. O akşam yine içerisi tıklım tıklım, hatta kapının önünde beklemekten yorulanlar yerlere oturmuşlardı. Buradaki sistem şöyle; giriş için adını listeye yazdırıyorsun, sıra veriyorlar, sıran gelip anons edilince içeri girip yemek yiyebiliyorsun. Öyle kafana göre gireyim içeri bi köşede beklerim filan yok. Kuyruk var! Ne kadar bekleriz diye sorduk, 15 dakika cevabını aldık ve açlığa rağmen beklemeye razı olduk. Sıramız gelip anons edilince içeri girdik ve garson kız eşliğinde masamıza gittik.
Burası eski zaman Amerikan filmlerinden fırlamış gibi ve girer girmez sevdik burayı. Dekorasyonu, renkleri, garsonların kıyafetleri, çalan müzikler hep ellili yılların Amerikasını yaşatıyor. Hatta arada garsonlar rock and roll şarkılar eşliğinde dans edip şov yapıyor sonra servise devam ediyorlar. Tüm uykusuzluğuna rağmen Öykü burada sevinçten delirdi.
Burgerler de gayet güzeldi. İki kişi 23€ tuttu, çok doyurucu bir menüydü. Ancak yemekten çok buradaki atmosferi yaşamak için mutlaka gitmenizi tavsiye ederim. Çalışanlarda öyle pozitif bir hava var ki sanki işe değil de eğlenmeye gelmişler. Durup durup birbirlerine sarılan iş arkadaşlarını bir tek burada gördüm :)
Tommy Mel's de hem doyduk, hem dinlendik, hem de eğlendik. En son garson ablamızla bir hatıra pozu verdik, uçan balonlarımız kaptık otele doğru yollandık.
Ertesi sabah dışarda güzel bir kahvaltı ettik ancak Öykü'nün yorgun ve hafif ateşli olması nedeniyle otele geri döndük. ilk defa bir seyahatimizde Öykütoş hasta oldu. Calpol verdik dinlensin diye odada yatırdık. Çünkü akşam arenada boğa güreşi var.
Akşam saat 17.30 da Las Ventas arenasında boğa güreşi seyredeceğiz. Plaza De Toros De Las Ventas arenanın tam adı. Fas mimarisinden esinlenilerek inşa edilmiş bu bina benim çok hoşuma gitti. 23 bin kişi kapasiteli bu arena dünyanın en ünlü arenası. Bir süre önce kapatılma kararı alınmış ancak turizm gelirleri düşünülerek vazgeçilmiş.
Burada dünyaca ünlü boğa güreşini canlı canlı izleyeceğimiz için heyecanlıyız. Bende ilave olarak biraz da tedirginlik var tabi. Neyse vaktinden önce gittik, sıra filan yoktu. Aşırı kalabalık değildi. Kocaman arenanın bir kısmı güneş görüyor diğer kısmı gölgede kalıyor, o yüzden güneşli kısmın biletleri daha ucuz. Biz gölge kısımdaydık, Serhan öyle almış. Bir de tabii ki alana yakın yerlerin bileti daha pahalı oluyor. Biletimizi Madrid e gitmeden önce internetten aldık ve biz gittiğimizde biletler otele gönderilmişti. Arenada herkesin yeri belli, oturma yerleri numaralı.
Oturduğunuz yer beton olduğu için ve gösteri iki saatten fazla süreceği için girişte deri minder kiralıyorlar. 1.2 € ya. Ondan almazsanız gösterinin sonunu getiremezsiniz, herkes alıyor zaten. Biz de girdik yerimizi bulduk. Hazırlıklar bitince orkestra eşliğinde meşhur ispanyol müziği başladı. İyice heyecan yaptık...Sonra atlı adamlar, ve atlı arabalar çıkıp bir tur atıp gittiler. Ve sonunda boş arenaya deli gibi koşan boğanın salıverilmesiyle gösteri başladı. Ardından matadorlar çıktı arenaya rengarenk giysileriyle ve pembe çoraplarıyla pek havalılardı.
Önce matadorlar ellerindeki kumaşı sallayıp boğanın dikkatini kendilerine çekiyorlar, hayvan üstlerine doğru koşunca tahta paravanların arkasına saklanıyorlar. Bir o tarafa bir bu tarafa hayvanı yoruyorlar. Bu böyle beş on dakika sürüyor. Sonra atlı adam sahneye çıkıyor. Bu atların gözleri bağlı, özel seçilmiş iri atlar ve üzerinde kalın bir zırh var. Çünkü boğa atlı adama saldırıyor ve o arada atın bunu görmemesi lazım. Boğanın darbelerinden yaralanmaması için de bu kalın zırh giydirilmiş.
Boğa atlıya doğru saldırıya geçince adam elindeki uzun mızrağı atın boynuna saplıyor ve onun görevi bitiyor. Boğanın boynundan kanlar akmaya başlıyor. Hayvan ilk darbeyi alıyor. İşte tam o an :(
İşin tadının kaçmaya başladığı anlar başlıyor... Bundan sonrası maalesef ki hayvana eziyet ve hatta vahşet! Matadorlar yine boğanın etrafında dönüp onun dikkatini dağıtırken içlerinden biri elindeki iki tane şişi boğazının iki yanına saplıyor :( üstünde renkli çiçekler olan bu şişler saplandıktan sonra boğa halsizleşmeye başlıyor.
Tam bu sırada baş matador sahaya çıkıyor. Zaten yorulmuş, acılar içindeki hayvanla gösteri yapıyor. Bu arada matadorun da boğadan darbe aldığı oluyor. Boğanın sağ boynuzu en tehlikeli silahı ve matador her an sağ boynuzdan korunacak şekilde pozisyon alıyor. Bunu yaparken belli kurallara uyuyor ve estetik olarak göze hoş gelecek şekilde vücudunu kullanıyor.
Gösterinin sonuna doğru baş matador ince bir kılıcı kürek kemiklerinin arasından kalbine gidecek şekilde sokup çıkarıyor. Boğanın bundan sonra iki dakikası ya var ya yok, son olarak başka bir matadorun kafatasına soktuğu bıçak darbesi ile anında can veriyor :( Atlı araba gelip cansız boğayı arabanın arkasına bağlıyor ve arenada yarım tur atıp hayvanı çıkarıyor!..
Bu şekilde altı tane gösteri izledik. Her gösteri 20-25 dakika sürdü. Bir tanesinde matador baygınlık geçirdi, boğanın altında kalıyordu zor kurtuldu. Diğerinde boğa matadoru tepesine alıp fırlattı, adam bacağından ve ayağından yaralandı.
Bunları izlemek benim için pek kolay olmadı. İşi eğlence gibi görüp gerçekten eğlenerek izleyen de vardı, gösterinin sonu gelmeden ağlayarak arenayı terkenden de... Biz mecburen Öyküyle beraber izledik ve maalesef boğa ölünce "uyudu odasına götürüyorlar eee yapıcak" filan dedik. Ama çocuk anladı birşeylerin ters gittiğini ve matador yaralanınca o da bacağını gösterip üzülmüş gibi yaptı durdu epey bir süre. Bu dünyaca ünlü ve geleneksel bir gösteri ama benim şahsi fikrim bunun eğlenceli olmaktan çok uzak bir gösteri olduğu. Heyecanlı evet ama ne yazık ki insanı üzen bir gösteri. Daha da boğa güreşi izlemem.... Bitişte buruk bir şekilde ayrıldık Las Ventas dan.
O geceyi Öykünün soğuk algınlığının tavan yapması ve ateşlenmesi ile uykusuz geçirdik. Yurtdışında çocuğun ateşlenmesi insanı perişan ediyor inşallah bir daha yaşamayız.
Son gün Öykü iyi hissedince otelden çıktık. Günlerdir herkesin elinde Primark diye bir mağazanın poşetlerini görüyorum. Bir değil beş değil caddede yürüyen on kişiden dokuzunda bu poşeti görünce Primark neymiş hemen bulmamız lazım dedim :) Az sonra karşımıza çıktı aramaya gerek kalmadı. Primark beş katlı bir mağaza ve içinde yok yok. Ve fiyatlar çok çok uygun.
Alışveriş bizim seyahatlerimizde en son sırada yer alan birşey. Çok özel bir şey olursa onu alıyoruz. Ancak burada fiyatlardan ve gördüğümüz bazı orjinal şeylerden dolayı iş değişti. Madrid de vaktiniz olur, alışveriş yapmak isterseniz Primark aklınızda bulunsun.
Madrid in ikinci bölümünü bitirirken sırada çok çok beğendiğimiz Toledo var.
Umarım severek okumuşsunuzdur :)

