anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bebekle Seyahat

Çarşamba, Nisan 27, 2016
Geçen sene Nisan ayının son haftası Öykütoşla ilk tatilimize gittik. Üzerinden tam bir sene geçmiş, klasik olacak ama nasıl geçti anlamadım. 4 aylık bebekle yolculuk ve tatil azıcık zor ama çok zevkliydi. Zorluğu, pat diye bir yerden bir yere gidememek ve evden çıkmadan önce beziydi, hırkasıydı, battaniyesiydi hazırlık yapmaktan dolayı. Ama nazar değmesin gezmeyi seviyor galiba bizi üzmedi ve sorunsuz bir tatil geçirdik. Bir kere ilk üç kişilik tatilimiz olmasından dolayı özeldi. Sonrasında tüm yaz Kuşadası, Alanya, Belek yolculukları devam etti ve Aralık sonu bir yaşına girerken ilk yurtdışı seyahatimize çıktık. Havanın eksilerde olduğu yılbaşı zamanı bir yaşında bebekle beraber Münih'i gezdik. Önce olur mu kış kıyamet filan derken...kendimizi Münih de bulduk. İyi ki gitmişiz!...
İlk defa yurtdışına bebekle gideceğimiz için çok heyecanlıydık. Mevsim kıştı, bebek küçüktü, eşya çoktu!...Hazırlık aşamasında listemizi yaptık ve götürmemiz gerekenlerin ne kadar fazla olduğunu anlayınca ilk başta ufak bir şok yaşadık :) Neyse ki çabuk toparlandık, çok şükür ikimiz de planlı ve eli çabuk tipler olduğumuz için iki gün önceden her şeyi valizlere yerleştirmiş, bir gün öncesinde arabaya indirmiştik. Ben bebekten önce sadece kendi valizimi hazırlarken de önce liste yapıp sonra yerleştirdikçe listeden üstünü çizerek işi bitiriyordum. Öyle olunca eksik bir şey kalma ihtimali az oluyor. Tabi Öykü işin içine girince sadece ona bir valiz hazırlıyoruz. iki kişi gitmek ne kolay, ne zahmetsizmiş şimdi anladım :) İşte ilk tatilimizde Alanya sahilinde dört aylık Öykütoşum ve ben...


Bugüne dönecek olursak; bir kaç gün sonra bir yurtdışı seyahati daha kapıda ve ben yine başladım bavul hazırlıklarına.  Bu yazıyı yazma amacım bebekle tatile çıkarken neler alıyoruz, yolculuk aşaması nasıl oluyor, nelere dikkat ediyoruz bunları sizinle paylaşmak. Öncelikle bavula her gün için body, çorap, penye, pantolon-tayt ve hava gideceğimiz yerde soğuk olacağı için kazak-bluz ayırdım. Bunların birer de yedeğini yaptım. Otel odası sıcak mı soğuk mu olur bilmediğimden hem kalın hem ince tulum aldım. Yurtdışında reçetesiz ilaç alma konusu sıkıntılı olduğu için peditus, Calpol ve Ferro Sanol kan ilacını aldım. Bez, pişik kremleri, nemlendiricileri zaten hep yanımda. Bavula her ihtimale karşı kavanoz mamalarından da alıyorum. Uçak için ise bebek çantası yanımızda oluyor onun da içinde bez, krem, ince battaniye, atıştırmalık çubuk kraker, kavanoz mama, su, emzik ve oyuncak var. Oyuncak kısmında biz uçak seyahati öncesi hoşuna gidecek bir oyuncak, bir de kitap alıp o güne kadar ortaya çıkarmıyoruz. Bu sefer de öyle yaptık. Uçağa binip de Öykü mızmızlanmaya başlayana kadar bekleyip en son yeni oyuncağı çıkarıyoruz. Bu onu epey oyalıyor. Sonrasında uyuya kalmasını umut ediyoruz :) Geçen sefer öyle yapmıştı çünkü. İniş ve kalkışlarda basınçtan dolayı kulakları rahatsız olmasın diye uyuyor olması yada emiyor olması iyi oluyormuş. Bizimki emmiyor diye biberon verdik geçen sefer ama her dakika biberon elinde gezen çocuk o anda istemedi :) Yani iniş ve binişte Öykü uyanıktı ve emmiyordu, bir arıza çıkarmadı çok şükür. Bakalım bu sefer ne olacak?

Şimdi artık büyüdü ve bu hem avantaj hem dezavantaj. Yerinde oturmak istememesi açısından kötü, ama bir çok şeyin farkında olması ve oyuncaklara kitaplara ilgisinini artması yönünden iyi. Aldığımız kitapların içindeki resimleri ezberleyip ona sormamız için kitabı bize veriyor. Sayfaları açıp kedi nerde, ağaç nerde, robot nerde diye tek tek soruyoruz o da parmağıyla gösteriyor, bu şekilde zaman geçiriyor. Ama tabi bunlar da bir yere kadar. Son uçak yolculuğunda 12 aylıktı. 12 aylık bebekle 16 aylık bebek arasında da çok fark var mesela şimdi kalkıp yürümek isteyecek o zaman ne olacak bilmiyorum :) Yani şenlikli bir seyahat bizi bekler dostlar. Ne kadar hazırlık yapsan da tedbirli olsan da bebekle yola çıkan adam herşeye hazırlıklı olmak durumunda. Mesela Münih de müze gezerken ilk başta çok mutluydu, gülücükler, şen kahkahalar derken sonra birden sıkıldı, başladı ağlamaya, bağırmaya...Altı temiz, karnı tok, ortam güzel hiç bir sebep yok ama sanki çocuk çıldırdı!.. Ne yapsak olmadı, arabasına zor bindirdik, kaçar gibi çıktık, o da ağlayıp ağlayıp uyudu...Çocuklu çiftlere çok tanıdık gelecektir bu sahneler. Zorlukları çok, ama göze alıp ya eski hayatınıza devam edeceksiniz, seyahatlerinize gideceksiniz, ya da bebek var diye vazgeçip dizinizi kırıp evde oturacaksınız :) Biz ilkini seçtik, o nedenle Bismillah deyip alıyoruz biletleri, yapıyoruz seyahat planlarını. Öyküm de inşallah bizim gibi seyahati gezmeyi sever. Bu yazıyı okuyup da bebekle seyahat edenlerden tavsiyelerini bekliyorum. Bu arada bavul işine devam diyorum :)




Dünyanın En Zor İşi: Annelik !..

Perşembe, Mart 03, 2016
Daha dün doğum iznine ayrılmış gibiyim ama bir seneden fazla zaman oldu ev-annelik olayına gireli. Tam 14 aydır anneyim ve elimden geldiği, aklımın erdiği, sabrımın yettiği kadar iyi bir anne olmaya çalışıyorum. Herşeyi bilirim, en iyisini yaparım, benim dediğim doğrudur iddialarında değilim hiç. Bilmediğimi sormaya, tecrübelerden yararlanmaya, okuyup öğrenmeye açığım. Şu ana kadar böyle yaptım. Ve bu süre zarfında anladım ki annelik sonu gelmez bir eksiklik  duygusu ve vicdan azabıyla beraber ilerliyor. Her ne kadar fedakar, cefakar, kendini paralayan bir anne olsanız da hep içinizde bir "acaba" sorusu kalıyor. Misal; ben iş hayatını bıraktım Öykütoş'a bakmak, onu yabancı ellere bırakmamak, anneden uzak büyütmemek için. Ne büyük fedakarlık değil mi :) Aslında değil, bir bebeğin en doğal hakkı annesinin yanında olması. Bunu öyle lütufmuş gibi düşünmeye gerek yok. Gelgelelim doğduğundan beri uyku dışındaki tüm zamanımı kızıma harcıyor olmama rağmen yine de kendimi öyle süper anne filan gibi hissetmiyorum. Tam tersi hep daha iyisini yapabilirmişim de beceremiyormuşum filan gibi garip bir duygu içindeyim. 


İş hayatına devam etseydim bu defa da başkasının yanında mutlu mu değil mi, iyi bakıyorlar mı, yedi mi , içti mi diye kendimi yiyip bitirecektim. Eee ne yapmalı o zaman? Ne kadar okusamda araştırsamda, en iyisini yapmaya uğraşsamda "bir an" gelip tahammülüm kalmayabiliyor, doğrusunu bilmeme rağmen uygulayamayabiliyorum. Sonra elimden gelen bu deyip oturuyorum çaresiz. Mükemmel insan var mı ki mükemmel anne olsun? Onu çok sevdiğimi bilsin, mutlu bir çocuk olarak yetişsin bana yeter. Umarım doğru yolda ilerliyorumdur, umarım Öykü'me iyi annelik yapıyorumdur.

Bu arada bu minik kuş büyüdü parklara gitmeye, kendi başına koşturmaya, salıncağa binmeye filan başladı. Zaman nasıl geçiyor, her bir saniye bir daha asla yaşanmayacak bir hazine. Eğri miyim doğru mu bilemiyorum tek bildiğim her anne gibi onu çoook sevdiğim :)




Altı Aylık Öykü'm ♥

Çarşamba, Haziran 24, 2015

Ne zaman doğdu ne zaman 6 aylık oldu anlamadım. Geçen hafta başı doktor kontrolüne gittik ve 6. ay aşılarını yaptırdık. Bu sefer diğer aşılarında ki gibi lay lay lom olmadı. Ateşi filan çıkmadı çok şükür ama iki gün boyunca mahsundu ve iştahı azaldı :( İki bacaktan ve bir ağızdan aşı yaptılar. Yaparken Serhan bacaklarını bende kollarını tuttum, zaten ilk dakika anladı bir gariplik olduğunu. Sonra iğnenin batmasıyla bastı çığlığı. Bana göre "çok" hemşireye göre "hiç" ağlamayan Öykütoş o dakikadan sonra kendini kollarımıza attı ve ara ara dudaklarını büzüp ağlama moduna geçerek eve geldi. Ateş olmadı. Çünkü aşıdan sonra Calpol verdik. Şimdi eski moduna döndü çok şükür ponçik.

6. ayla beraber kahvaltı ve çorba çeşitlerine başladık. Kasaptan Öykü için özel kıyma aldık ve ceviz büyüklüğünde parçalara ayırıp dolaba kaldırdık. Devam sütü olarak Aptamil2 ye geçtik. Kahvaltısı 2-3 adet bebe bisküvisi, yumurtanın sarısının sekizde biri, kibrit kutusu kadar tuzsuz peynir, bir çay kaşığı pekmez ve bir ölçü devam sütüyle yapılan karışımdan oluşuyor. Valla Allah kolaylık versin Öykü'ye bu kahvaltı bulamaç gibi, karman çorman bişey, çekilir dert değil :) Ama yavrum yiyor çok şükür. Yumurtanın miktarı her gün bir ölçü artarak bir hafta sonunda tam bir sarıya ulaştık. 6. ay örnek menümüz de şöyle:

Sabah:   Kahvaltı
Ara    :  Meyve Püresi
Öğlen :  Sebze Püresi ve Yoğurt
Akşam : Çorba
Yatmadan önce muhallebi
Gece    : Devam sütü

Belki birilerinin işine yarar diye iki de tarif yazayım. Kıymalı kabak çorbası:
1 yemek kaşığı yağda yarım soğanı çevirin, yağsız dana kıymayı ekleyip yarım domatesle beraber pişirin. Diğer tarafta kabak ve patatesi 200 ml suda haşlayın. Sebzeler pişince birleştirip blenderdan geçirin. Bu çorba ilk çorbamız ve tadını çok sevdi :)

Muhallebi: 200 ml suya 2 silme tatlı kaşığı pirinç unu katıp karıştırarak 10 dakika pişirin, ateşten aldıktan sonra içine ölçüye göre devam sütü ekleyin, bu karışıma muz da ilave edebilirsiniz. Gece yatmadan yedirilirse gece tok tutacacağı söyleniyor ama gece Öykü emerek uyuduğu için bu kısmını bilemiyorum.

Ama şöyle de birşey var yukarıdaki günlük menünün hepsi Öykü ye çok geliyor. Çünkü aralarda da anne sütü alıyor. Bende bu yüzden porsiyonlarını az az veriyorum ya da birini vermiyorum. Yoksa zorlanıyor. 

Artık çığlıklar atıyor, gel deyince uzanıyor, destekli oturabiliyor, cici yapıyor, öp deyince yalıyor :) Daha başka şeyler de var ama şimdi aklıma gelmiyor. Sağlıklı, huzurlu bir bebek olsun diye dua ediyorum diğer şeyler çok da önemli değil. Bütün bebekler kavgadan, gürültüden, kıskançlıktan, hasetten, negatiflikten olabildiğince uzak büyüsün inşallah...




Alva Donna Exclusive Hotel&Spa

Çarşamba, Mayıs 27, 2015
İlk seyahatine dört aylıkken çıkan Öykütoş, ikinci seyahatini ise beşinci ayında yine Antalya'ya yaptı. Ailece ilk otel tatilimizi Belek Alva Donna Exclusive Hotel'de yaptık. Hem bu ilk tecrübeyi anlatmak, hem de kaldığımız oteli detaylı göstermek istiyorum. İyi ve kötü tecrübelerin okuyanların ne kadar işine yaradığını kendimden biliyorum. Daha önceden de Maxx Royal Kemer Resort tatilimizi bu yazımda anlatmıştım.

İnternette Alva Donna'yı araştırırken okuduğumuz olumlu yorumlar ve çocuk dostu olarak bahsedilmesi kararımızı olumlu etkiledi. Gidince gördük ki bizimki kadar küçük bebeklerden ziyade çocuklu aileler için tam bir cennet. Çocuklara çok geniş alanlar ayrılmış. Keşke Öykü 4-5 yaşında olsaydı demekten kendimizi alamadık. Gitmeden önce bebekle tatil acaba nasıl olur diye düşündük, ama çok şükür ki hiç sıkıntı çekmedik. Hatta bazen Serhan'la ikimiz beraber havuza girdik Öykü arabasında bize baktı, huysuzlanınca birimiz çıktı diğeri kaldı. Yemeklerde de yine pusetinde oturdu, ona da yoğurdunu ya da meyve püresini yedirdik. Bu arada anne sütünün yanında ek gıdalara başladık. Meyvelerden elma, armut ve muz püresi, yoğurt ve muhallebi yiyor. Miktarları az az yapıyorum birden yüklenmek istemiyorum, şimdilik fena gitmiyor bakalım. Oraların nemli havası Öykü'nün cildine de iyi geldi ve egzaması yok oldu diyebilirim, ta ki Ankaraya gelene kadar. Gelir gelmez kızarıklıklar ve kaşıntılar başladı.

Neyse dönelim tatile. Oteli ETS turdan erken rezervasyonla ayarladık. Bu şekilde yapınca fiyatlarda büyük fark oluyor. Girişte karşılama, resepsiyon, kat görevlileri ve garsonlar kısacası tüm personel son derece nazik ve ilgiliydi. Özellikle animasyon ekibine bayıldım, insanı bıktırmadan güleryüzle ve profesyonelce işlerini yapıyorlardı. Sadece şu var, rezervasyonda bebek yatağını istememize rağmen odaya girdiğimizde yatak yoktu. İstedik, beş dakika sonra geldi. Bu da kusur sayılmayacak kadar ufak mevzu neyse ki.

Beş yıldızlı otellerde her şey dahil konseptinde yemeklere genelde ölüp bitmem, ama bu sefer deneyip de kötü dediğim bir yemeğe rastlamadım. Hatta ne yediysem sevdim, aşçıbaşını da tebrik ettik bizzat. Bu da tabi gün boyu yememe sebep oldu, diyet filan şöyle dursun, günde beş öğün yemek yedim. Özellikle Türk gecesinde çiğ köfte ve midye dolmayı yan yana bulmamdan sonrasını hiç anlatmayayım :) 

Otel kalabalıktı, nerdeyse tamamı Rus. Havuz başı rengarenk bikinileri içinde baştan ayağa bakımlı Rus hatunla dolu. Benim hoşuma gitti, şezlongda dinlenirken kim ne giymiş ne sürmüş, saçı başı nasıl epey oyalandım. Ama hemcinslerimi uyarayım, eşini uçan kuştan kıskanan pimpirikli kadınlardansanız buralara pek yanaşmayın, tadınız kaçar :) 






İşte burda da plajda uyuyakalmış bi minik angry bird var :)



Bu arada ben fotoğraf çekmekten çekilmeye fırsat bulamadım. En az fotoğrafım olan tatil bu herhalde. Genelde Öykü'yü ve manzarayı fotoğrafladık galiba.




De lüx kısmında restoran hemen hemen boş gibi, büfe pırıl pırıl ve yemekler muhteşemdi. Öykütoşla babası yemeğe giderken...




Ve biz ♥



İkisi bir arada ♥♥



Çıkış günü geldiğinde hiç gitmek istemedik. Yurt içinde ve dışında o kadar yer gezdik ama dönerken bu kadar zor gelmemişti. Canımız tembellik yapmak istiyormuş, demek ki bu sefer böyle bir tatile ihtiyacımız varmış. Alva Donna oteli gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Özellikle küçük çocuğunuz varsa burada çok güzel vakit geçirecek emin olun. Otelin kendisi fotoğraflarda gördüğünüz gibi şık, temiz ve oldukça konforlu. Aklınızda bulunsun derim. Belek te pırıl pırıl güneş ve deniz havasından sonra dönüşte bizi canım Ankara'mın yağmuru karşıladı yine. Mayıs ayının sonunda hala ve ısrarla yağan yağmura, kapalı havaya ne desek bilemedik, isyan etmedik, kabullendik :) 

İşte böyleee...Bir tatili daha bitirdik. Doğum izni sağolsun, dönüşlerde çok da sendroma girmiyorum. Ne de olsa iş yok bir süre daha. Yaz daha yeni başlıyor, herkese güzel, sıcacık ve upuzunnn bir yaz tatili diliyorum...




Blogger tarafından desteklenmektedir.