alanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kumlarda Kova Kürekle İlk Oyun

Cuma, Haziran 03, 2016
Geçen ay ki Alanya tatilimizde Öykü denizin ve kumda oynamanın tadına vardı. İlk defa kumda kova kürekle oynayan Öykünün keyfine diyecek yoktu. Arada kumlu suyu içmeye kalkmasa daha iyi olacaktı ama olur o kadar :) Çıplak, ıslak, kumlu, karışan yok, kirlendin diyen yok...önce çok şaşırdı. Eline yapışan ilk kumları silmem için epey bekledi ama sonra açıldı tabi. En sonunda bizden kaçıp denize doğru firar ediyordu, o derece alıştı yani :) Bu fotoğraflar o ilk anlardan...


O oynarken bende onu izleyip bir yandan da şu kumlu patileri ısırsam mı diye düşünüyordum :)



Geçen sene aynı zamanda aynı yere gittiğimizde sadece ana kucağından etrafı izleyen Öyküm bu sefer kumda oynadı, denize girdi. Zaman çabuk geçiyor. O zaman minicik bir bebekti, şimdi yavaş yavaş bebeklikten çıkıp çocukluğa geçiş yapıyor. Hem mutluyum bu kadar çabuk büyüyor diye , hem de şimdiden bebek halini özlüyorum...



Bebekle Seyahat

Çarşamba, Nisan 27, 2016
Geçen sene Nisan ayının son haftası Öykütoşla ilk tatilimize gittik. Üzerinden tam bir sene geçmiş, klasik olacak ama nasıl geçti anlamadım. 4 aylık bebekle yolculuk ve tatil azıcık zor ama çok zevkliydi. Zorluğu, pat diye bir yerden bir yere gidememek ve evden çıkmadan önce beziydi, hırkasıydı, battaniyesiydi hazırlık yapmaktan dolayı. Ama nazar değmesin gezmeyi seviyor galiba bizi üzmedi ve sorunsuz bir tatil geçirdik. Bir kere ilk üç kişilik tatilimiz olmasından dolayı özeldi. Sonrasında tüm yaz Kuşadası, Alanya, Belek yolculukları devam etti ve Aralık sonu bir yaşına girerken ilk yurtdışı seyahatimize çıktık. Havanın eksilerde olduğu yılbaşı zamanı bir yaşında bebekle beraber Münih'i gezdik. Önce olur mu kış kıyamet filan derken...kendimizi Münih de bulduk. İyi ki gitmişiz!...
İlk defa yurtdışına bebekle gideceğimiz için çok heyecanlıydık. Mevsim kıştı, bebek küçüktü, eşya çoktu!...Hazırlık aşamasında listemizi yaptık ve götürmemiz gerekenlerin ne kadar fazla olduğunu anlayınca ilk başta ufak bir şok yaşadık :) Neyse ki çabuk toparlandık, çok şükür ikimiz de planlı ve eli çabuk tipler olduğumuz için iki gün önceden her şeyi valizlere yerleştirmiş, bir gün öncesinde arabaya indirmiştik. Ben bebekten önce sadece kendi valizimi hazırlarken de önce liste yapıp sonra yerleştirdikçe listeden üstünü çizerek işi bitiriyordum. Öyle olunca eksik bir şey kalma ihtimali az oluyor. Tabi Öykü işin içine girince sadece ona bir valiz hazırlıyoruz. iki kişi gitmek ne kolay, ne zahmetsizmiş şimdi anladım :) İşte ilk tatilimizde Alanya sahilinde dört aylık Öykütoşum ve ben...


Bugüne dönecek olursak; bir kaç gün sonra bir yurtdışı seyahati daha kapıda ve ben yine başladım bavul hazırlıklarına.  Bu yazıyı yazma amacım bebekle tatile çıkarken neler alıyoruz, yolculuk aşaması nasıl oluyor, nelere dikkat ediyoruz bunları sizinle paylaşmak. Öncelikle bavula her gün için body, çorap, penye, pantolon-tayt ve hava gideceğimiz yerde soğuk olacağı için kazak-bluz ayırdım. Bunların birer de yedeğini yaptım. Otel odası sıcak mı soğuk mu olur bilmediğimden hem kalın hem ince tulum aldım. Yurtdışında reçetesiz ilaç alma konusu sıkıntılı olduğu için peditus, Calpol ve Ferro Sanol kan ilacını aldım. Bez, pişik kremleri, nemlendiricileri zaten hep yanımda. Bavula her ihtimale karşı kavanoz mamalarından da alıyorum. Uçak için ise bebek çantası yanımızda oluyor onun da içinde bez, krem, ince battaniye, atıştırmalık çubuk kraker, kavanoz mama, su, emzik ve oyuncak var. Oyuncak kısmında biz uçak seyahati öncesi hoşuna gidecek bir oyuncak, bir de kitap alıp o güne kadar ortaya çıkarmıyoruz. Bu sefer de öyle yaptık. Uçağa binip de Öykü mızmızlanmaya başlayana kadar bekleyip en son yeni oyuncağı çıkarıyoruz. Bu onu epey oyalıyor. Sonrasında uyuya kalmasını umut ediyoruz :) Geçen sefer öyle yapmıştı çünkü. İniş ve kalkışlarda basınçtan dolayı kulakları rahatsız olmasın diye uyuyor olması yada emiyor olması iyi oluyormuş. Bizimki emmiyor diye biberon verdik geçen sefer ama her dakika biberon elinde gezen çocuk o anda istemedi :) Yani iniş ve binişte Öykü uyanıktı ve emmiyordu, bir arıza çıkarmadı çok şükür. Bakalım bu sefer ne olacak?

Şimdi artık büyüdü ve bu hem avantaj hem dezavantaj. Yerinde oturmak istememesi açısından kötü, ama bir çok şeyin farkında olması ve oyuncaklara kitaplara ilgisinini artması yönünden iyi. Aldığımız kitapların içindeki resimleri ezberleyip ona sormamız için kitabı bize veriyor. Sayfaları açıp kedi nerde, ağaç nerde, robot nerde diye tek tek soruyoruz o da parmağıyla gösteriyor, bu şekilde zaman geçiriyor. Ama tabi bunlar da bir yere kadar. Son uçak yolculuğunda 12 aylıktı. 12 aylık bebekle 16 aylık bebek arasında da çok fark var mesela şimdi kalkıp yürümek isteyecek o zaman ne olacak bilmiyorum :) Yani şenlikli bir seyahat bizi bekler dostlar. Ne kadar hazırlık yapsan da tedbirli olsan da bebekle yola çıkan adam herşeye hazırlıklı olmak durumunda. Mesela Münih de müze gezerken ilk başta çok mutluydu, gülücükler, şen kahkahalar derken sonra birden sıkıldı, başladı ağlamaya, bağırmaya...Altı temiz, karnı tok, ortam güzel hiç bir sebep yok ama sanki çocuk çıldırdı!.. Ne yapsak olmadı, arabasına zor bindirdik, kaçar gibi çıktık, o da ağlayıp ağlayıp uyudu...Çocuklu çiftlere çok tanıdık gelecektir bu sahneler. Zorlukları çok, ama göze alıp ya eski hayatınıza devam edeceksiniz, seyahatlerinize gideceksiniz, ya da bebek var diye vazgeçip dizinizi kırıp evde oturacaksınız :) Biz ilkini seçtik, o nedenle Bismillah deyip alıyoruz biletleri, yapıyoruz seyahat planlarını. Öyküm de inşallah bizim gibi seyahati gezmeyi sever. Bu yazıyı okuyup da bebekle seyahat edenlerden tavsiyelerini bekliyorum. Bu arada bavul işine devam diyorum :)




Tatil Fotoromanı...

Salı, Mayıs 06, 2014

Geçen hafta yoktuk, aslında vardık ama ortadan yok olduk. Çok ihtiyacımız varmış uzaklaşmaya ve kafa dinlemeye...Hava çok güzeldi, 24 derece civarıydı, kumlar yumuşacık, deniz mis gibi kokuyordu...uzandım saatlerce denizi seyrettim...gazete okudum...yürüyüş yaptım...fotoğraf çektim...


...kumda oturdum, uzakları seyrettim...şükrettim...


...her yer rengarenk çiçeklenmişti...


...aklım gitti, baktım baktım durdum...


...deniz ve güneşe kendimizi bırakıp derin derin o güzel havayı çektik içimize...


...pazardan alınan herşey olması gerektiği gibi kokuyordu, çocukluğumuzdaki gibi, çilekleri pudra şekerine batırmamıza gerek yoktu...


...hava huzur veriyor ve maalesef iştah açıyordu...açık havada kahvaltı en sevdiğimiz şey...yedim..yedim...


...öğleden sonra acıktım yine yedim...


O' nun en güzel pozlarını yakalamaya çalıştım...


...dinlendim...dinlendim...dinlendim...


...ve geldim. Darısı bir daha ki tatilin başına...
Dün gece hıdrellez için resim çizdik kağıtlara içine de para koyup gülün dibine gömdük. İnşallah siz de unutmamışsınızdır hıdrellezi. Her sene yapıyorum ve o gece dua ediyorum. İlginçtir ki hepsi tek tek sırayla gerçekleşiyor ☺ Umarım tüm dualarımızın kabul olacağı, tüm hayallerimizin gerçekleşeceği güzel ve mutlu bir hafta olur herkesi öpüyorum ☺



Yaza Veda Ederken

Salı, Ekim 22, 2013

Alanya'nın meşhur sıcağı Ekim sonunda da bizi yalnız bırakmadı, bu sayede denize girdik, güneşlendik, plajda saatlerce oyalandık. Ancak her güzel şey gibi bu da çabuk geçti. Artık yazın bittiği ve kışın başladığı gerçeğini bugün sabah arabada -1 dereceyi görünce anladım, isyan etmedim, sessizce kabullendim :) Neyse ki güneş var, bu haftayı da böyle kurtarırız. Ben de yaza veda olsun diye bu deniz, güneş, kumsal karelerini paylaşmak istedim. Hadi buyrun, birkaç dakikalığına da olsa içinizi ısıtır umarım ☺İşte bir günün kısa hikayesi...

Bu fotoğraflar tatilin sondan ikinci günü yağmurdan sonra çekildi. Bir gün öncesinde şezlongda uzandığımız kumsal, ertesi gün yağmurla yükselen denizde yok olmuştu. Elimde terlikler, şaşkın birazda tırsık insan boyunda dalgalara bakıyorum. Tabi o gün girmedik böyle olunca.


E madem yüzemedik biraz kumda oynayayım:





Havaya zıplamak çok mu zor ben mi beceremiyorum ☺


Delirmiş deniz:


Akşam Alanya çarşısı, bildik sokaklarda tur:


...ve gün biter...





Alanya Kaçamağı Vol. 3

Cumartesi, Haziran 15, 2013
Küçük tatillerde nereye kaçtığımızı artık biliyorsunuz: Alanya. Kaçamak diyorum evet çünkü her defasında Ankara'dan kaçar gibi gidiyorum. Sağolsun memleketim bana pek bir keyif vermiyor. Hele yazları...Alanya hem yakın hem de Nisan dan Kasım a kadar sıcak olunca kaçamağın ilk durağı oluyor haliyle. Bu sefer 4 gün gittik. Ama nasıl bir güneşi varsa sanki 3 hafta tatil yapıp gelmiş gibiyim maşallah. İşyerinde izin kağıdını imzalayan müdürüm bile inanmayacak nerdeyse iki günlük izin aldığıma :) Yani Alanya güneşi yakıyor dostlar. Ben ki bronzluktan pek hazzetmem lakin buğday tenli oluşumdan mütevellit yanıyorum ister istemez. Neyse az laf çok fotoğraf diyorum. İşte Alanya. Kumsalıyla...



...limanıyla...


...kalesiyle.


Bu nefis klasik arabayı görüp önünde poz vermemek olmazdı. Saçlarımı görmezden gelin, çok nemli orası bi türlü forma sokamadım :)


Dönüş yolumuza güzelim çam ağaçları eşlik ediyor...


Ve de biz, yüzümüzde de "pek dönmek istemiyoruz ama mecburuz" ifademiz :)





Alanya Kaçamağı

Perşembe, Nisan 25, 2013
23 Nisanı fırsat bilip Alanya ya gidelim mi filan diye düşünürken bir baktık ordayız. O kadar ihtiyacım varmış ki gidince daha iyi anladım. Hem iş, hem başka şeyler çok boğulmuşum farkında olmadan. Üç günlük bile olsa farklı bir hava solumak, uzaklaşmak çok iyi geldi. Giderken yine yağmur eşlik etti yol boyu. Ama Alanya ya vardığımızda hava bildiğimiz ılık bahar havasına döndü. İncekum da plaja gittik kumlara ayağımı bastığım anda bütün negatif enerijinin akıp gittiğini hissettim.
 
 
Sonraki gün Dim Çayına gidelim diye çıktık. Meğer bir de Dim Mağarası varmış. Damlataş mağarasını görmüştüm ama burası çok daha büyük git git bitmiyor. İnanılmaz bir doğa harikası.
 
 
 
Dim mağarasına giderken dağ yolu yemyeşildi, huzuru bozarım korkusuyla insan konuşmaya bile korkuyor.
 
 
 
 
 
Dim mağarasının içi böyle. Sağa doğru 50 metre, sola doğru 300 metrelik tünel boyunca ilerliyorsunuz. Ve gördüklerinizin her biri usta ellerden çıkmış birer sanat eseri gibi.
 
 
Tabii size de hayranlıkla seyretmek düşüyor:
 
 
Çıkışta Dim çayı boyunca bir tur attık. O güzelim yeşillik bizi bizden aldı. Biz beton insanıyız, alışkın değiliz bu kadar yeşile :)
 
 
Alanya belediyesini tebrik etmek lazım. Çok güzel parklar yapmışlar.
 
 
 
Bir de kedi parkı var ki ben böyle bir yer hiç görmedim. Sadece kediler için yapılmış, yuvalar, mamalar, su kapları, oyuncaklar ne ararsan var. Ve tabii bir sürü kedi.
 
 
Limanda bir hatıra fotoğrafı. Çerçeve hazır siz de içine giriyorsunuz, iyi fikir di mi?
 
 
Yine limanda ressamlar parkı:
 
 
 
 
Alanya kalesinden akşam üstü manzarası.
 
 
 
Ve dönüş yolu. Bu konvoy nedir derseniz, jandarma durdurdu yola kaya düşmüş beklemeniz lazım dedi o dakikadan itibaren bir saate yakın bekledik.
 
 
Beklerken bir fotoğraf daha, otoban hatırası :)
 

Bir Alanya tatili daha bitti. Kısa ama çok faydalı bir kaçış oldu. Şimdiden yaz tatilini iple çekmeye başladım. Bu arada Ankarayı ve de Ankara ile ilgili hiçbir şeyi özlemediğimi söylememe gerek var mı :)
 

Alanya da Gezme tozma Yeme İçme

Salı, Ekim 30, 2012
Önce makina ayarlansın koşarak gelinsin, "tabela altı pozu" adlı ritüel tamamlansın:
 

Sonrası belli zaten tatil bu demek değil mi, gez dolaş, ye iç. Önce sokakları turladık, yürüyüş niyetiyle. Susam sokağında bir şarkı vardı eskiden "sür sür arabanı gez sokakları, keyifli neşeli tasasız çıkar hayatın tadını" diye bişey o aklıma geldi :) Nerde yeşillik ot çiçek orda biz:


Doğa harikası azman kabaklar. Bir tanesinden dolma yapsan tüm aile doyar. Kimin ne işine yarıyor bu kadar büyüğü bilmiyorum artık. Hiç olmadı beyzbol sopası olarak kullanılabilir :)



 Yorulursak mola veririz. O arada boş durmaz ayaklarımızı çekeriz:



Tüm bunlar için enerji gerek tabi bunun için de bol bol yemek lazım. Ne diyet kaldı ne dikkat etmek, ne az yemek hepsi hikaye oldu. İşte yediğimizin kısa bir bilançosu. Kahvaltıda alman ekmeği ve peynir:


Akşam yemeğinde Jutta nın kremalı tavuğu:


Sonra bayramda kesilen kurban etinden kavurma.



Bu da Jutta nın sevgili kocamın doğumgünü için yaptığı ananaslı pasta. Happy birthdaylerin çok olsun kocam ♥


Yeme içmenin gözüne vurduk. Ama tatil böyle oluyor işte. Hep te bi bahabe var ama yemek için ☻

Sonra nihayet, son 3 günde gelen özlenen güneşli hava, deniz ve kankisi kum :


İşte asıl keyif burda başladı geç oldu ama güzel oldu, güneş hayat demek resmen. Güneş olmayınca OL-MU-YOR! Denize girdik, çıktık, yüzdük, kumda yürüdük derken son günleri de böyle bitirdik. Sonra dönüş. Yine aynı rota valizler bagaja-Konya-etli ekmek-Ankara, ev, iş...


That's All ☻
 
Blogger tarafından desteklenmektedir.