anne bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İki Yaş Sendromu Bi Git Başımdan!..

Cumartesi, Ocak 14, 2017
Hamilelik, doğum, lohusalık, ilk altı ay, bir yaş derken çocuk büyütme süreci pek çok annenin dediği gibi zorlaşarak devam ediyor. İnsan yaşadığını zor sanıyor ancak zaman ilerledikçe anlıyorsunuz ki her dönemin zorluğu ayrı. Bunu anlamış olmama rağmen halen "bunlar iyi günler ilerde şöyle olacak, sonra böyle olacak" diyenlere sinir oluyorum. Bazen kendim de diyorum o zaman kendime de sinir oluyorum :)
Başlıktan anlaşılacağı üzere iki yaşa girdik. Daha önceden de okuduğum, duyduğum, şahit olduğum bu yaş dönemi çocuklarda görülen huy değişimi, sinir ve inat hallerini dolu dolu yaşamaya başladık. Her an her dakika değil tabi. Ama hoşuna gitmeyen birşey olursa, istediği birşey yapılmazsa ağlama ve sonrasında bir çıldırma halleri varki Öykütoş'un...itiraf ediyorum bazen cinlerim tepeme çıkıyor! Sabrım kalmıyor! Sabretmenin ve yumuşak yaklaşmanın tek çözüm olduğunu bildiğim halde bunu uygulamakta zorlanıyorum. Hatta çoğu zaman mecbur kalıp onun dediğini yapıyorum çünkü ağlamanın sonu gelmiyor. Dediğim gibi iki yaş sendromu musun, terrible two musun nesin bi git başımdan valla deliricem!..


Her gün okuyorum, hep aynı şeyler, aynı tavsiyeler, hatta cümleler bile aynı çoğu yazıda. Tamam anladık sabır, anladık sükunet, anladık yumuşaklık, ama bunu nasıl yapacağız? Onu anlatan yok. Valla ben sorunlu bir hamilelik geçirdim, lohusalık malum zaten ama o zamanlarda bile böyle zorlandığımı hatırlamıyorum. Belki unutuluyor diyeceğim ama doğumdan beri yazdığım bir defter olduğu için biliyorum. Sanırım bu zamanlar bana en zor gelen dönem oldu. Şu ana kadar tabi. Hemen çıkıp "daha bunlar ne, okula başlaması var, ergenliği var" demeyin noolur onları da çok dinledim, biliyorum en zorunu daha görmedik :)

Bu konuyla ilgili o kadar çok okuyorum ki, aynı şeyleri okuyor olsamda tekrar tekrar okuyorum ki beynime kazınsın. Peki ne yapmalı derseniz, şöyle efendim:

- İki yaş sendromu diye tabir edilen dönem çocuğun bireyselleşmeye başladığı dönemdir. Ergenlik gibi yaşanması gereken son derece normal olan bu süreci "sendrom" haline getiren ebeveynlerin hatalı davranışlarıdır. (suç bizde :)

- İstediği olmayınca ağlama krizine giren çocuğa bağırmak, kızmak olayı işin içinden çıkılmaz hale getirebilir. O nedenle ne olursa olsun sakin kalmak şart. Gerekirse yanından uzaklaşıp ağlaması bitene kadar beklemek ve sonra sakince anlatmak en doğrusu. (yapabilirsen)

- Ne olursa olsun o SADECE 2 YAŞINDA! Ondan mantık beklemek en büyük hata. Bu dönemin geçici olduğu unutulmamalı. (geçecek di mi? )

- Aşırı korumacı davranmak ya da sürekli engelleme halinde olmaktan kaçınmalı. Kendine zarar verecek bir durum yok ise boş yere inatlaşmadan kendi kendine birşeyler yapmasına izin verilmeli. (bütün gün masa üstünde, koltuk tepesinde)

Bana gelince yazdıklarımı çoğu zaman uygulamaya gayret ediyorum ancak bazen uygulayamayacak kadar geriliyorum. Etrafımda gözlemlediğim kadarıyla bu yaştaki hemen her çocuk benzer şeyleri yapıyor. Ancak her anne aynı mı davranıyor, çok sabırlı olanlar nasıl başarıyor, çocuğun inadı nasıl kırılıyor bunları merak ediyorum. Bizde bu ara haller böyle işte. İki senedir bilfiil gece gündüz kendim baktığım, ona iyi bakmak için işi bıraktığım ve bu karardan hiç pişman olmadığım  Öykütoşum bakalım ne zamana kadar böyle delişmen olacak :) Bu arada öyle şeyler de yapıyor ki ara ara sanki iki yaşında değil de koca insan! Böyle zamanlarda duygulanıyorum, ne zaman büyüdü diye. Evde herşeyin yerini öğrendi. Her çekmecede kimin nesi var ezbere biliyor. Çok da duygusal, bir yerimi kaşırken bile görse canımın yandığını düşünüp koşa koşa gelip beni yatırıp kendi kaşıyor :) Çok konuşamasa da derdini artık daha iyi anlatıyor. Amaaaa bir inadı var kiiiiii....mazallah! İşte bu ara bizim durumlar böyle, sizde ne alemde?






Bebeğiniz İçin En Doğru Mama

Çarşamba, Kasım 16, 2016
9 ay boyunca her şeyi ona göre ayarladınız. Yediğiniz şeyler, gezdiğiniz yerler, bulunduğunuz ortamlar kısaca aklınıza gelebilecek her şeyi ona göre düzenlediniz. Ve sonunda o muhteşem an geldi. Aylardır beklediğiniz ve bundan sonra hayatınızda sizinle birlikte el ele yürüyecek bu muhteşem canlı dünyaya geldi. Daha doğrusu dünyanızın tam ortasına tüm hızıyla düşüverdi. Bebeğiniz doğduktan sonra bütün önceliklerinizi çöpe atacak ve muhtemelen her şeyden önce onun sağlıklı gelişimi ve ihtiyaçlarının karşılanmasını ön plana alacaksınız. 


Artık duymaya alıştığınız ve emin olduğunuz bir gerçeği size bir kez daha hatırlatmak isterim. Bebeğinizi ilk 6 ay mutlaka anne sütü ile beslemenizi tavsiye ediyoruz. Anne sütü içerisindeki besinler bebeğinizin bütün ihtiyaçlarını fazlası ile karşılıyor. Fakat bazı durumlarda ne yazık ki anne sütü ile beslemek mümkün olmayabiliyor. İş stresi, yeni hayata adapte olmanın verdiği stres, sağlık sorunları ya da sütünüzün yeterli derecede besleyici olmadığı durumlarda yapılabilecek tek bir şey kalıyor. Her anne mama kelimesini duyduğunda bir miktar tedirgin davranabiliyor. Öncelikle bu konuda bilmeniz gereken ilk şey mama seçerken seçtiğiniz markanın güvenilirliğinden emin olmanız gerekmektedir. Her şeyden ve herkesten çok daha kıymetli olan yavrunuz için yanlış bir mama markası ve yanlış içerikli bir mama seçmek hem sizi hem de yavrunuzu beslenme açısından tatmin etmeyecektir. 

Bebelac 1 devam sütü, anne sütünün yetmediği ya da olmadığı doğum anından itibaren bebeğinizin için güvenle kullanabileceğiniz bir mama markasıdır. İçeriğindeki vitaminler ve mineraller ile bebeğinizin ihtiyaç duyduğu ve duyabileceği her şeyi karşılamaktadır. Böyle bir durumda elbette maddi olanaklar 2. Plana atılıyor olsa da aynı ürüne ve kaliteye neden çok daha fazla para ödeyesiniz ki? İşte bu konuda size yardımcı olabilmek adına burayı tıklayabilirsiniz ve ihtiyacınız olan mamayı çok daha uygun fiyatlara temin edebilirsiniz. Sadece mama ihtiyacınız için değil, anne ve bebek adına aklınıza gelebilecek her ihtiyacınızı bildiğiniz markalardan İksir Güzellik Sitesinden temin etmeniz mümkün. Bebeğinize sağlıklı bir gelecek sunmak için önceliğiniz anne sütü olmalı, yetmediği durumlarda ise kendini kanıtlamış markalardan yararlanmalısınız.





Bebeklerin En Sevdiği Annelerin En Güvendiği Marka Mustela

Pazartesi, Ekim 24, 2016
Anne ve bebek ürünleri ile ön plana çıkan Mustela, annelerin güvenle tercih ettiği markalardan biridir. Uzun yıllardır anne ve bebeklerin sağlığını düşünerek geliştirilmiş ürünleri ile geniş bir kullanıcı kitlesine sahiptir. Özellikle hassas ciltli anne ve bebekler için üretilen doğal içerikli temizleyicileri, şampuanları ve kremleri ile tercih sebebidir. İçerisinde avokado, papatya ve aleo vera bulunan ürünleri çok beğenilmektedir.


İlk hamilelik aylarından itibaren annelerin kullanmaya başladığı Mustela ürünleri birçok yerde satılıyor. Anneler yeni doğan bebekler için özel olarak üretilen ürünleri tercih etmektedirler. Mustela cildi kurutmayan hatta gerektiği nemi veren ürünleri ile anne ve bebek sağlığını düşünmektedir. Bebeklerin rahatlamasına yardımcı olan ürünleri bulunuyor. Annelerin bebekleri doğar doğmaz ellerinin altında bulundurmaları gereken pişik kremi ve bebek şampuanı ile bebeklerin cildi yepyeni kalır. Annelerin doğumdan ya da hızlı kilo alıp vermeden dolayı ciltlerinde oluşacak çatlakları önlemek amacı ile üretilen çatlak kremleri cildin eski haline dönmesine destek oluyor. Cildin bu şekilde yenilenmesine yardımcı olan kremler hakkında daha fazla bilgi almak için sitesine tıklayınız. Hamilelikten anneliğe kadar birçok ürünü bünyesinde barındırdığı gibi, bebekler için de yeni doğumdan başlayarak uzun süre kullanılması mümkün olan ürünleri de bulunuyor. Mustela, sitesinde anne-bebek bakım ve sağlığı, beslenmesi gibi birçok konuda bilgi paylaşıyor. Ayrıca ürünlerinin hangisinin ne işe yaradığını da detayları ile anlatıyor.

Anneler ve bebeklerin hassas ciltleri için üretilmiş cilt bakım ürünlerinden bakım ürünlerine, güneş ürünlerinden de lokal hassasiyetlere yönelik bakım ürünlerine kadar pek çok kategoride kremleri, şampuanları, jelleri ve destekleyici ürünleri bulunuyor. Geniş kapsamlı bütün ürünleri ile annenin ve bebeğin cildini yeniler ve korur. Bebek cildi konusundaki uzmanlığı ve ürünlerinin içerisinde bulunan meyvelerin kokuları sayesinde hem cilde hem de duyu organlarınıza hitap ediyor. Anneler tarafından yenilikçi, güvenilir, etkin ve doğal olarak nitelendirilen Mustela, uzun yıllardır ürettiği ürünlerine internetinizin olduğu her yerden ulaşabilirsiniz. Hamilelikte ve sonrasında anne-bebeğin sorunsuz zaman geçirmesi için üretiliyor.


Adidas Dragon

Perşembe, Ekim 13, 2016
Öykütoşa artık ilk adım ayakkabısı dışında modeller almaya başladım. İlk spor ayakkabısı da Adidas ın Dragon modeli oldu. Fotoğraflardan belli olmuyor ama bu minyatür papiler 22 numara, adeta bir biblo :)



Renk olarak da en sevdiğim tonlardan eflatunu seçtim. Benimde benzer tonda spor ayakkabım var takım olsun istedim. Görür görmez bayıldı hemen eline alıp giymek için uğraştı. İlk kombinimiz de kot pantolon ve beyaz tshirtle yaptık :) 


Dıştan anladığım kadarıyla da rahat etti çünkü dört beş saat ayağında kaldı herhangi bir rahatsızlık belirtisi görmedim. Adidas'ımızı buradan aldık. Kargomuz sekizinci gün geldi. Sıkıntısız bir alışveriş oldu. E Öykü de ayakkabısını çok sevdi daha ne olsun :)


Artık poz vermeyi de öğrendi, hadi fotoğrafını çekelim deyince hemen koşup bekliyor, gerçi çoğu zaman kıpırdanması bitmiyor ama olsun şimdilik idare ediyoruz :)



Facebook Sayfam: Ebrushka Blog 

İnstagram Hesabım: eebrubayrak 




20 Aylık Öykü'm

Cuma, Ağustos 19, 2016
Hamilelik, doğum, ilk üç ay, altıncı ay, yaşına girdi derkennnn zaman hızla ilerledi ve Öykütoş 19. ayını bitirdi. Bebek sahibi olanlar çok iyi bilir çocuk yetiştirirken "büyüdükçe kolaylaşan" bir durum olmuyor ne yazık ki. O yüzden burda hiç birbirimizi kandırmayalım :) Benden daha önce anne olup, ben giderken dönen annelerin "daha bunlar birşey değil canım" larını dinlerken az gıcık olmuyordum kendilerine, itiraf ediyorum. Amma velakin anne olarak geçen 19 ay boyunca anladım ki; evet, onlar haklıydı! Allahtan ki şu dondurması erimiş diye üzülen kara gözlü kuzu çok tatlıydı da tüm yorgunluğum bir bakışıyla geçip gidiyordu.


Hamileyken karnında taşıyorsun, bel ağrıları, bulantılar, riskli dönemler, son aylardaki nefes darlıkları ne kadar zorlasada muhteşem bir süreç ve hormonlar filan derken mutlu mesut yaşıyorsun koca göbeğinle. Doğunca bambaşka bir dünyaya adım atıyorsun, bir bakıyorsun uykuya hasret kalmışsın, zombiye dönmüşsün, kimi gece emzirirken bebek kucağında dalmış gitmişsin :) Sonra ilk aylar geçiyor huzura erer gibi oluyorsun bu seferde emdi-emmedi, kilo aldı-almadı, derken emekleme ve nihayet yürüme ile beraber evin içinde bir minik canavarla yaşamaya başlıyorsun. Artık yakası bağrı açılmadık dolap, çekmece kalmadığı gibi bu çekmecelerden çıkanların nerelere dağıtıldığını bulmak da ayrı bir uzmanlık gerektiriyor :) Demek ki neymiş her zaman bir önceki dönem sonrakinden daha kolaymış. 


Benim Öykütoşum doğduğundan beri öyle çok sorun yaratan bir bebek olmadı şükür. Ama şimdilerde azıcık azıcık ucundan kıyısından bi inatlaşmalara, bi asabileşmelere, istediği olmayınca ağlama nöbetlerine başladı beni de bi korku sardı. Son günlerin modası istediği olmayınca asabileşmek, herşeyi büyükleri taklit ederek kendi yapmak, yemekleri ağzından çıkarıp atmak ve yerlere dökmek, alt değiştirme zamanı gelince mızıldanmak, yapma dediğimizin tersini yapmak... Karı koca "ay bu çocuk hiç böyle değildi", "e nooldu da şimdi böyle yaptı", "yok yok bunun huyu değişiyo" diye dellenmelere başlar gibi olunca Hop dedim kendi kendime! Bi dur, bi soluklan, aç şu kitapları göz at, internete bak bi milletin çocuğu ne yapmış, etrafa sor, bir bilene danış...Ve sonuç olarak anladım ki 2 yaş sendromu "terrible two" 18-20 aylık başlar, çocuktan çocuğa farklılık göstererek kiminde bir yıl kiminde daha uzun sürebilirmiş. Bebeklerin asabiyeti zihinlerinde canlandırdıkları becerilerle gerçek hayatta yapabildiklerinin uyuşmamasından, konuşamıyor/az konuşabiliyor olup derdini tam anlatamamasından kaynaklanırmış. Yani hemen her bebekte yaşanan şeylermiş. Bunu bilmek rahatlatıcı tabi ama o inatlaşma anlarının bazılarında kafamdan dumanların çıktığı gerçeğini değiştirmiyor bu. Tek tesellim etraftaki anne bebekler arasında çok daha beter sahneleri görmem :) ve hemen akabinde Öykütoşa sarılıp şükrediyorum, beterin beteri var haline şükret dostum diyerekten  :) Zaten vukuatlar çabuk başlayıp çabuk da bitiyor. Öykütoş balının siniri saman alevi Allahtan. Ama tabi her zaman böyle olmayabiliyor. Bazen istemeden sesimi yükseltiyorum, bazen yanından kaçıp ona kadar sayıyorum :) E bizde insanız...Tek derdim iyi bir anne olabilmek, ancak bu "iyi anne" olmanın da bir kuralı, bir kitabı yok. Yaşadıkça öğreniyoruz birşeyler. Tam öğrendik derken bakıyoruz başka şeyler çıkmış. Bende artık elimden geldiği kadar üstüne düşmemeye, Öykünün şalteri atmaya başladığı an dikkatini başka şeylere çekmeye, "hayır"ı çok kullanmadan başka alternatif göstererek idare etmeye çalışıyorum. Anladığım kadarıyla sabredeceğiz, yumuşak olacağız başka da bir püf nokta yok.


Ama bunların yanında büyüdükçe çok da tatlış oluyor tabi. Ne olursa olsun iyi ki ona kendim bakıyorum, işe ara vermekle en doğrusunu yapmışım diye düşünüyorum. Bakalım annelik serüveninde daha neler bekliyor beni :)



Güneş Bakım Ürünü Tavsiyelerim

Salı, Haziran 21, 2016
Bayram yaklaşırken tatil ve deniz planları da yapılmaya başlandı. Yüzmek, kumlarda güneşlenmek çok güzel ancak son yıllarda güneşin yararından çok zararı olduğunu da unutmamak lazım. Aman birşey olmaz, benim cildim hassas değil, bronzluğu çok seviyorum filan derken yıllar içinde cilt inanılmaz yıpranıyor. Kırışıklıklar, güneş lekeleri ve benler güneş altında korumasız kalmaktan dolayı artış gösteriyor. Ben son beş senedir kışın bile güneşli günlerde en yüksek faktörlü kremimi sürüp öyle çıkıyorum. Yani aslında yazın gelmesini, denize gitmeyi, güneşlenmeyi beklemeye gerek yok. Güneşte kalacaksak korunmamız lazım. Hal böyleyken bebeklerde ve çocuklarda göstermemiz gereken özenin kat kat fazla olduğu aşikar. Öykütoşun cildide çok beyaz değil ancak hassas. İlk doğduğunda atopik hallerini de yazmıştım, geçene kadar neler çektik ve nasıl geçti okumak isterseniz bu yazımı ve bu yazımı okuyabilir tavsiyelerimi de bu yazımdan görebilirsiniz. Şimdilerde sıkıntımız yok ancak güneşe çıkacağımız zaman 50+ güneş kremimizi mutlaka sürüp, yanımızda taşıyoruz. Üstüne bir de şapka, tamamdır :) 
Sevgili Ümran ın etkinliğinde tanıştığım Bionike markasının Defence Sun Baby&Kids ürünü hem bebeklerde hem de çocuklarda kullanılıyor. Çok yüksek koruma faktörlü sprey losyon şeklinde bir ürün. Şu ana kadar günlük kullandım memnun kaldım. Deniz ve plajdaki performansını ben de merak ediyorum. Fiyatı 76 TL


Bir diğer ürün ise benim en sevdiğim markalardan olan ve Öykü için bir çok kalemini kullandığım Bioderma markası. Daha önce atopik cilt tedavisinde de kullandığım ABC Derm serisinin 50+ faktörlü güneş kremi yine çok güvendiğim ürünlerden. Krem şeklinde ve hassas ciltli çocuklar için uygun. Fiyatı: 55 TL


Kendimde yüksek faktörlü ürünleri kullanıyorum ve özellikle yatıp güneşlenmiyorum. Ancak eğer belli bir bronzluğa ulaşmış ve daha da bronzlaşma isterim diyorsanız tavsiyem Bebak havuç özlü güneş bakım sütü ve Bebak kakaolu güneş kremi. Özellikle kakaolunun kokusu harika. Esmer tenler ve zaten bronzlaşmış tenlerde hoş bir tonda yanmak isteyenler bir kenara yazsın bence. Fiyatları da çok uygun her ikisi de farklı sitelerde 11-15 TL arası satılıyor.


Güneş ve sıcak deyince cildi ferahlatmak ve aynı anda korumak için de bir çok ürün var artık. Bioderma nın nemsiz ciltler için güneş korumalı suyu da bunlardan biri. Bu mineralli suyu sıkıp cildi nemlendirip ferahlatabilir aynı and ada 30 SPF korumasıyla güneşin etkisinden korunabilirsiniz. İkisinin bir arada olması gerçekten harika. Fiyatı 47 TL


İşte kendi cildimi ve Öykütoşun hassas cildini bu şekilde korumaya çalışıyorum. Kısa vadede kullanıp memnun kaldığım ürünler bunlar. Umarım etkileri uzun vadede de olumlu sonuçlar verir. Belki sizin de aradığınız güneş bakım ürünü bunlardan biridir :)
Sevgilerimle...





Kumlarda Kova Kürekle İlk Oyun

Cuma, Haziran 03, 2016
Geçen ay ki Alanya tatilimizde Öykü denizin ve kumda oynamanın tadına vardı. İlk defa kumda kova kürekle oynayan Öykünün keyfine diyecek yoktu. Arada kumlu suyu içmeye kalkmasa daha iyi olacaktı ama olur o kadar :) Çıplak, ıslak, kumlu, karışan yok, kirlendin diyen yok...önce çok şaşırdı. Eline yapışan ilk kumları silmem için epey bekledi ama sonra açıldı tabi. En sonunda bizden kaçıp denize doğru firar ediyordu, o derece alıştı yani :) Bu fotoğraflar o ilk anlardan...


O oynarken bende onu izleyip bir yandan da şu kumlu patileri ısırsam mı diye düşünüyordum :)



Geçen sene aynı zamanda aynı yere gittiğimizde sadece ana kucağından etrafı izleyen Öyküm bu sefer kumda oynadı, denize girdi. Zaman çabuk geçiyor. O zaman minicik bir bebekti, şimdi yavaş yavaş bebeklikten çıkıp çocukluğa geçiş yapıyor. Hem mutluyum bu kadar çabuk büyüyor diye , hem de şimdiden bebek halini özlüyorum...



Bebekle Uçak Yolculuğu

Perşembe, Haziran 02, 2016
Yurtdışı seyahatlerine Öykü ile beraber gidiyoruz. Seyahat güzel ancak yol kısmı için eskisi kadar kolay ve zahmetsiz diyemeyeceğim. İki kişi olunca biz her durumda tamamız ancak söz konusu bir buçuk yaşında bile olmayan bir bebekle yolculuk olunca biraz daha dikkat ve sabır gerekiyor. Yurtdışı seyahatlerde İstanbul aktarmalı olursa hele, iş iyice uzuyor. Havaalanına gidiş, öncesinde erkenden evden çıkma, orada bekleme, uçağa binme, uçuş, iniş, ikinci uçuş filan derken saatler geçiyor. Bu sürede çocuğun da sabrı bir yere kadar dayanıyor sonra bitiyor haliyle. Ancak biz bu konuda şanslıyız çünkü Öykü gezmeyi, kalabalığı ve insanlarla iletişimi çok seviyor. Sevmediği kısım bebek arabasında uzun süre kalmak ve kucakta hapsolmak. Ancak uçakta da mecburen kucağınızda oturacak ve bebek için verilen kemeri takacaksınız. E bu durumda iş ebeveynin oyalama becerisine ve bebeğin insafına kalıyor :)


Biz yolculuğa çıkmadan önce birkaç gün dinlendiriyoruz Öykü'yü. Genelde evde vakit geçiriyoruz yorulmasın ya da soğuk algınlığı vs olmasın diye. O sürede bende bavullara koyacağımız şeyleri çıkarıp grupluyorum bana da iyi oluyor. Yolculuk günü erken kalkılacaksa önceki akşam uyku ritüellerini erken başlatıyorum. Babaya bay bay yapma, alt değiştirme, kuzulu pijamayı giyme ve uyku şeklinde...Yolculuk günü ise biz herşeyi hazırlayıp onu son dakika uyandırıyoruz ki uykusu olabildiğince bölünmemiş olsun. Uçak öncesinde de altını son dakika mutlaka kontrol ediyorum uçakta sıkıntı olmasın diye. Hostesleri bulan Öykü'nün yine bizi unutup gittiği anlar :)



Her yolculuk öncesi Öykü'ye yeni bir kitap ve ufak bir oyuncak alıyoruz ve yolculuk günü uçağa binene, hatta sıkılmaya başlayana kadar ortaya çıkarmıyoruz. Baktık iş karışmaya başlıyor hemen yeni kitabı çıkarıyoruz onlarla epey oyalanıyor. Sonrasında da uyursa ohh süper!.. Uyumazsa ikinci oyuncak devreye giriyor. Bu şekilde sıkıntısız geçti bu zamana kadarki uçuşlar. Bir de THY ile uçmanın avantajlı tarafları var biliyorsunuz. Yemek, içecek ikramı gibi. Bebek için de artıları var THY nin. Yemek servisi sırasında bebek için kavanoz maması veriyorlar. Eğer yanınızda yoksa çok işe yarıyor. Bir de bu ara ufak bir çanta içinde aynı zamanda oyuncak dürbün olan minik uçağı, bir tane şişme balon uçak ve kırmızı bir çocuk saatinin olduğu çocuklar için özel hediyesi var THY nin.  Saati pek anlamasa da oyuncak uçak favorisi oldu Öykü'nün. Onlarla da epey oyalandı.


Daha öncede bahsetmiştim THY bebek arabanızı bagaja teslim ederken sarmanız için büyük boy kalın bir poşet veriyor. Araba tertemiz gidip, geliyor. Bunlar diğer havayollarında olmayan ve küçük gibi görünüp çok işe yarayan detaylar. Ayrıca uçakta yemek hele de THY nin yemekleri harika oluyor doğrusu.


Haa Pegasus da yemek yok mu, var, parasını ödeyip istediğiniz menüyü alırsınız. Ancak bebek arabası için poşet Pegasus da yok, bebek maması da vermiyorlar. Online check in için de ücret alınıyor. Çoğu zaman körük olmaması ve otobüse in-bin yapmak da bebekle zor oluyor. Konuyla alakası yok ancak bilet fiyatları da her zaman ucuz değil. Aşağıda yolculuk başlamadan Öykü'nün uçağı keşif anları:



Uçuşda, kalkış ve iniş esnasında bebeklerin kulakları tıkanmasın diye emzirin derler. Bizimki emme safhasını geçtiği için o işi biberondan su içirerek yapmaya çalışıyorum. Ancak tam kalkışta bırakıp atıyor biberonu, kulağına ne olup bitiyor emin değilim :) Ben oyuncaklardan sıkıldığı zaman kucağımda masallar anlatıyorum ki sakinleşsin ve sonrasında uyusun. Masallar etki etmiyorsa telefondan kendi videolarını izletiyorum, o her zaman iş görüyor. İşte böyle böyle derken yol da bitiyor. Uçak için bir de yanımdan eksik etmediğim şey çubuk kraker. Her durumda işe yarıyor :) Bir de uçak boşsa tüm bunların üstüne uyutup boş koltuklara yatırabiliyorsanız en kral yolculuk sizinki :) Tabi bu kırk yılın başı denk gelir o ayrı :)


Uyumuyor, kucakta da durmuyorsa salıverin gitsin, aynen şöyle :)))



İşte bizim uçuşlarımızda yaşadıklarımız böyle. Takipçilerimden soranlar başta olmak üzere tüm çocukluların işine yarayacaktır diye umuyorum. Sizin de varsa ekleyecekleriniz yorumlarınızı beklerim :)


Sevgilerimle...


Bioderma Ürünleri

Pazartesi, Mart 28, 2016
Önceden de bildiğim ve ilk olarak cilt temizleme suyu ile tanıştığım benim için özel markalardan biri Bioderma. Öykü doğduktan sonra ise farklı ürünleri ile tanıştım. Yeni doğduğu zamanlarda cildindeki kaşıntı ve kızarıklık için doktoru Bioderma ABC derm önermişti. Sonradan farklı markalar da kullandık ancak ilk aldığımız ürün ABC Derm hydratant nemlendirici oldu. Sonradan atopik cilt olduğu anlaşılınca uzun bir süre ABC Derm Ato kullandık. Altı aylıktan itibaren kaşıntı kızarıklık bitince aşağıda gördüğünüz ABC Derm nemlendirici yeterli geldi ve ona devam ettik. Bu krem çok güzel nemlendiriyor, cilde kolayca sürülebiliyor ve hafif mis gibi bir kokusu var. Ben de bazen ellerime ve yüzüme sürüyorum anında yumuşacık yapıyor. Epey de uzun süre dayanıyor. Şu an bende birden fazla yedeği var ki bu da en az bir sene demek : ) ABC Derm serisinin diğer bir ürünü ise bebek şampuanı. O da gayet memnun kaldığım ve devam ettiğim bir ürün. Göz yakmıyor, sabun içermiyor diğer ürünler gibi parabensiz ve hipoalerjenik. Ortadaki Atoderm duş yağı ise geçenlerde seriye katılan kuru ve hassa ciltler için bir ürün. Bunu da hem kendime hem Öykü'ye başlayacağım en kısa zamanda.


Kendi cilt bakımımda kulandığım Bioderma ürünlerinin başında ise yukarıda dediğim gibi Sensibio makyaj temizleme suyu geliyor. Durulama gerektirmeyen ve yormadan tüm makyajı rahatlıkla temizleyen harika bir temizleme ürünü. Makyajsız olsam da akşamları yatmadan pamukla silip o şekilde nemlendirmeye hazırlıyorum cildimi. Bu ürüne ilave bir de Hydrabio tonik var ki o da nemsiz ciltleri canlandıran ve benim de çok beğendiğim bir ürün oldu.  Kışın daha kuruyan ellerim ve dudaklarım için ise Bioderma nın Atoderm el ve dudak bakım kremleri kurtarıcı oldu. Benim gibi hassas ve kuru cildiniz varsa tavsiye ederim. Atoderm çok kuru atopik ciltler için özel bir seri. Kışın ben de tam bu hale geliyorum zaten.


Parabensiz temiz içerikli Bioderma ürünlerini gerçekten gözüm kapalı kullanıyorum diyebilirim.  Eğer hala bu markayla tanışmayanlar varsa yazım yardımcı olmuştur diye umuyorum :)



Dünyanın En Zor İşi: Annelik !..

Perşembe, Mart 03, 2016
Daha dün doğum iznine ayrılmış gibiyim ama bir seneden fazla zaman oldu ev-annelik olayına gireli. Tam 14 aydır anneyim ve elimden geldiği, aklımın erdiği, sabrımın yettiği kadar iyi bir anne olmaya çalışıyorum. Herşeyi bilirim, en iyisini yaparım, benim dediğim doğrudur iddialarında değilim hiç. Bilmediğimi sormaya, tecrübelerden yararlanmaya, okuyup öğrenmeye açığım. Şu ana kadar böyle yaptım. Ve bu süre zarfında anladım ki annelik sonu gelmez bir eksiklik  duygusu ve vicdan azabıyla beraber ilerliyor. Her ne kadar fedakar, cefakar, kendini paralayan bir anne olsanız da hep içinizde bir "acaba" sorusu kalıyor. Misal; ben iş hayatını bıraktım Öykütoş'a bakmak, onu yabancı ellere bırakmamak, anneden uzak büyütmemek için. Ne büyük fedakarlık değil mi :) Aslında değil, bir bebeğin en doğal hakkı annesinin yanında olması. Bunu öyle lütufmuş gibi düşünmeye gerek yok. Gelgelelim doğduğundan beri uyku dışındaki tüm zamanımı kızıma harcıyor olmama rağmen yine de kendimi öyle süper anne filan gibi hissetmiyorum. Tam tersi hep daha iyisini yapabilirmişim de beceremiyormuşum filan gibi garip bir duygu içindeyim. 


İş hayatına devam etseydim bu defa da başkasının yanında mutlu mu değil mi, iyi bakıyorlar mı, yedi mi , içti mi diye kendimi yiyip bitirecektim. Eee ne yapmalı o zaman? Ne kadar okusamda araştırsamda, en iyisini yapmaya uğraşsamda "bir an" gelip tahammülüm kalmayabiliyor, doğrusunu bilmeme rağmen uygulayamayabiliyorum. Sonra elimden gelen bu deyip oturuyorum çaresiz. Mükemmel insan var mı ki mükemmel anne olsun? Onu çok sevdiğimi bilsin, mutlu bir çocuk olarak yetişsin bana yeter. Umarım doğru yolda ilerliyorumdur, umarım Öykü'me iyi annelik yapıyorumdur.

Bu arada bu minik kuş büyüdü parklara gitmeye, kendi başına koşturmaya, salıncağa binmeye filan başladı. Zaman nasıl geçiyor, her bir saniye bir daha asla yaşanmayacak bir hazine. Eğri miyim doğru mu bilemiyorum tek bildiğim her anne gibi onu çoook sevdiğim :)




Elveda Kurumsal Hayat !..

Çarşamba, Şubat 17, 2016
Bir kadının anne olduktan sonra en zor kararlarından biri de bu sanırım: bebeğe kendin bakmak mı, işe geri dönmek mi? Ben şahsen bu kararı 14 ayda ancak aldım. Doğum izni, ücretsiz izin sonra da birikmiş yıllık izinler derken 14 ay boyunca  Öykü'ye bilfiil ben baktım. Bu süre içinde her gün ama istisnasız her gün düşündüm...İşe dönmeli mi, dönmemeli mi? Ve inanın aldığım en zor kararlardan biri oldu bu. İşe dönsem Öykü'ye kim nasıl bakacak, vereceğimiz paraya değecek mi, ben haftada altı gün çalışıp bebeğe, eşime, eve ve kendime nasıl yetişeceğim?... Kafamda döndü durdu bu sorular... En nihayet, 16 yaşında başlamış olduğum, üniversite sırasında bile part time işlerle devam eden çalışma hayatıma ara verme kararı aldım. Daha doğrusu eşimle beraber verdik bu kararı. Umarım hayırlısı olur. 


Bebekten sonra hem kadın olarak hem aile olarak evdeki hayat komple değişiyor. Evde olmak, bazı günler tüm vaktini ev işleri ve bebekle geçirmek hiç kolay değil. Hatta kişisel düşüncem çalışmaya dönmek bundan çok daha zahmetsiz olacaktı, orası kesin. Bir çok tanıdığım işyerine gidince dinlendiğini söylüyor, ev çok daha yorucu. Ama işte oradaki en kritik nokta; bebeği başkasına emanet etmek. Ve o "başkası" her kim olursa olsun o kişiye tam olarak güvenebilmek. İyi niyet kötü niyet meselesi de değil, kim bir bebeğe annesi kadar özen gösterebilir bilmiyorum. İnsan bazı zamanlarda tahammülünün ne kadar azaldığını şaşırarak görürken bir başkası nasıl daha sabırlı, daha anlayışlı olabilir? İşte aylar boyu bunu düşündüm. Sonunda belli bir yaşa kadar (ki bu yaş muhtemelen üç olacak) Öykü'ye kendim bakmak istediğime kesin karar verdim. Eşim de aynı fikirde olduğu için çalışma hayatım bir süreliğine son buldu. Bundan sonra ne olur ne biter bende bilmiyorum. Hayatın akışına bıraktım kendimi. Önce anne kimliğim var artık. Diğerleri anneliğin ardından...

Tabi bu kararın eğrisini doğrusunu, iyi-kötü sonuçlarını zaman içinde göreceğiz. Bense çalışma hayatı yerine blogger kimliğimi koyup ve yine aktif, sosyal ve üretken bir kadın olarak Öykütoşuma annelik yapmaya devam edeceğim. Her seçim bir yol ayrımı ve ben bu yolu seçtim, içim rahat. Bu yazı sadece kendi kişisel tercihimi paylaşmak üzere yazıldı. Kimseye tavsiyede bulunuyor ya da yönlendirme yapıyor değilim. Herkesin doğrusu kendine... Hepinize kendi için en doğru kararları alarak ilerleyeceği mutlu bir hayat diliyorum :)




Öykü'nün Uğurböcekli Doğum Günü

Cuma, Ocak 29, 2016
Aslında geçen ay kutlamamız gereken ancak araya yurt dışı seyahati, hastalık vs girince bu aya kalan Öykütoşun doğum gününü iki hafta önce yaptık. Aklımda belli bir konsept yoktu aslında. Sadece renk düşünüyordum. Münih seyahatinde alışveriş yaptığımız bir dükkanda bir kadın Öykü'ye uğur böceği hediye etti. Sonra Galleria da gezerken çocuk kostümleri katında bu uğur böcekli kostümü bulduk derken konsept belli oldu. Zaten o da bize uğur getiren minik bi böcek değil miydi? 


Hemen başladım hazırlıklara. Bir yaşında bebeğin en rahat evde olacağını düşünerek evde yapmaya karar verdik. İyiki öyle yapmışız. Diş buğdayında Elcinify nin yaptığı balonlu süslemenin aynısını bu sefer kırmızı siyah krepon kağıdı şeritler ve kırmızı siyah puantiyeli balonlarla ben yaptım. Balon şişirme dışında pek zorlanmadım diyebilirim.


Uğur böceği temalı parti setini ise Parti Sepeti nden sipariş ettim. Çok kaliteli malzemeler ve hemen ertesi gün elime geçti. İstediğim setin içinde peçeteler, tabak, bardak, kırmızı çatal bıçak, uğur böceği maskeler, puanlı balonlar, masa süsü ve su şişesi etiketleri vardı. Kırmızı kapaklı su alıp etiketlerini değiştirdim. 


Krepon kağıdından güller yaptım.


Öykü' mün ilk pastasını teyzesi yapmak istedi. Bende seve seve kabul ettim. İlk defa şeker hamurundan pasta yapmasına rağmen sonucu görünce ben bile şaşırdım :)  Yapımını ve tarifini merak edenler  Elcinify nin sayfasına girip bakabilir. 



 Annemler yine yemek işine destek oldular sağolsunlar. Ben de peynir, ekmek, zeytin ve cherry domatesle yaptığım uğur böcekli kanepelerle sofrayı renklendirdim. Bu sefer yemek işini biraz abartmışız o kadar kişi yedikten sonra kalanları dört eve bölüştürdük yine bitmedi.


Bu sofrada görünenler buzdağının görünen yüzü diyebilirim :) Ye ye bitmedi :)


Sonuç olarak tam istediğimiz gibi oldu ve kuzumun bir yaş günü kalabalık aile ve akraba grubuyla samimi bir ortamda geçti. Öykü kendini ordan oraya attı, emekledi, kalktı, düştü, güldü, oynadı, yoruldu...Ama çok eğlendi. Son davetlilerde kapıdan çıkınca ağladı :) Bu güzel günden bir gün sonra ise bizi ne yazık ki hastalıkla boğuşacağımız bir gece bekliyordu :( O da başka yazının konusu olsun. Bu yazının neşesini bozmayalım. Öykütoşum hayatı boyu iyilerle karşılaşsın, sağlıklı, mutlu ve vicdanlı bir insan olarak büyüsün, Allah onu nazardan, kötü gözden korusun.

Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum, kalın sağlıcakla :)



Öykü' nün Diş Buğdayı

Pazartesi, Kasım 16, 2015
İlk dişini 9 aylıkken çıkaran Öykütoş için diş buğdayını ancak üçüncü dişi çıkardığında yapabildim. Alttan gelen tek dişin yanındaki ne zaman çıkacak diye her gün kontrol ediyordum. Ama çıkan diş büyürken yanındakinde hiç hareket yoktu. Geçen hafta tesadüfen farkettim ki üstten iki tane daha fare diş çıkmaya başlamış bile :) Bu ara birden fazla konuyla meşgul olan kafamla diş buğdayını yaptım yapıyorum derken dişler üçlenmiş haberim yok...Kardeşimle acil bir iş bölümü yaptık ve diş buğdayı süslemeleri, çerçevesi, baskılar dahil herşeyi yine baby shower da olduğu gibi kendimiz hallettik. Tabi yazdığım kadar kolay olmadı. Sadece elimde geçen seferden var olan bazı malzemeler bana vakit kazandırdı. Bu arada baby shower yazımı buradan okuyabilirsiniz. Gelelim diş buğdayımızaaaa...



Bu sefer Elçin'e teslim ettiğim büfe üstü süslemesinde gökkuşağı konsepti yaptık. Balonlar ve aynı renk krepon kağıtlardan oluşan şeritlerle tavandan aşağı sarkan bu rengarenk gökkuşağını hepimiz çok sevdik. Kardeşimin ellerine sağlık...



Misafirler için ufak bir hatıra hediye aldım, bunları da karton poşetler ve Paşabahçe'den aldığım minik mandallarla beraber giderken herkese dağıttım.


İşin bana düşen kısmında ilk iş diş buğdayı görselleri buldum. Bunları önce bilgisayara kaydedip sonrasında ipiccy programında kendime uygun şekilde değiştirdim. Baskıyı alırken kalın bir kağıt tercih ettim. İnsanı biraz oyalayan ancak çok zevkli işler bunlar. 


Diş buğdayını nasıl yapacağımı araştırdım. Bir gün önceden ıslatmak gerekiyormuş. Ben aynı gün sabah aldım o yüzden ıslatamadım. Önce yarım saat kaynattım suyunu değiştirdikten sonra düdüklüde bir saat pişirdim. Gayet güzel pişti. Yarım kilonun yarısını kullandığım halde dünya kadar buğday çıktı. On tane daha diş buğdayı yapılırdı yani düşünün. O yüzden yapacaklara tavsiyem 15 kişilik bir diş buğdayı için maksimum 1 bardak buğday yetiyor da artıyor. Haşlandıktan sonrasında pudra şekeri ile karıştırdım içine kuru kayısı, fındık ilave ettim. Üzerini ise nar ve akide şekeriyle süsledim. Konsept gökkuşağı olduğu için rengarenk muffin kaplarında servis ettim.


Biz süslemeydi balondu işlerine dalınca tabi yemekler annemlere kalıyor. Bu konuda destek almak şart yoksa mümkün değil işin içinden çıkılmaz. Sağolsunlar iki annemde elleri dolu geldiler. Masayı da hazırladıktan sonra derin bir oh çektim :



Pasta da ise yine baby shower da olduğu gibi normal bir pasta tercih ettik. 


Daha misafirler gelmeden kendini ordan oraya atan, saçı başı dağıtan Öykütoş o gün kalabalıkta mest oldu. Kime gideceğini şaşırdı.


Fotoğraf çerçevesini de ihmal etmeyip hazırlayan kardeş candır :)


"Annemler poz veriyo ama şu çiçeği yolmam lazım bi dakka" 




Yemek sonrası çarşafın üstüne kitap, kalem, hesap makinesi, para ve altın koyduk. Öykü doğruca kalemi aldı sonra kitaba hamle yaptı en son parayı kaptı :) Önce okuyup sonra parayı bulacak herhalde :) En son 32 adet buğdayı da başından serptik ve sağlıklı güzel dişleri çıksın diye dilekte bulunduk. Diş buğdayı ritüelleri böylelikle son buldu. 


Geçen sene bu günlerde baby shower telaşında olan ben bu sene diş buğdayı peşindeydim. Seneye neler olacak bakalım. Bu günün sonunda düşündüm de, benim derdim parti yapalım, eksik kalmayalım, o da olsun bu da olsun değil. Ben, kızıma güzel anlar, güzel anılar, gülen yüzlere bakacağı fotoğraf kareleri bırakmak istiyorum, derdim bu. Umarım başarılı olabiliyorumdur. Yarın bir gün büyüyünce "amaaann anne işin gücün yoktu bunlarla mı uğraştın" demez Öykütoş :)
♥



Blogger tarafından desteklenmektedir.