Amerika alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Forever21 Alışverişim

Çarşamba, Kasım 27, 2013
Amerika yazımda alışverişle ilgili yazdıklarımı hatırlıyorsanız öyle aman şunu da alayım bunu da alayım bir durum olmadığından bahsetmiştim. Ve yine hatırlarsanız ağırlıklı Forever21 den birşeyler aldım demiştim. İşte onlar.


Deri montlar günlük giyimden gece elbisesine kadar herşeyle kullanılabiliyor. Bu sene her markada var. Eskiyecek bir parça değil. Her devrin modası yani. Ben böyle kendinden delikli ve altın detaylı bir model seçtim.


Bu kırçıllı kazağın sade modeli ve omzundaki taş süslemeleri çok hoşuma gitti.


Hafta sonu için bir sweat, üzeri metal delikli.


Ve bu da Serhanla ikimizin çok beğendiği taba uzun çizme. Çok rahat, çok kullanışlı.


Orlando daki Forever21 çok büyük bir mağazaydı ve o kadar çok çeşit vardı ki neye bakacağımızı şaşırdık. Tarz olarak benim çok sevdiğim bir marka olan H&M benzeriydi, fiyatlar biraz daha düşüktü. Ankarada Forever21 yok. Tabi burda da yakın fiyatlarda benzerlerini bulabilirdim. Ama adet yerini buldu fazla vakit öldürmeden alışveriş yapıldı, hepsi de severek giyilmeye başlandı ☺


New York Vol:2

Çarşamba, Kasım 20, 2013
Bu son yazımla beraber Amerika notlarımı tamamlıyorum. Dört ayrı şehir olunca yazması, toparlaması, fotoğraf ayarlaması, düzenlemesi epey uğraştırdı. Özensiz ve üstünkörü geçmek istemedim umarım beğenirsiniz.
Yapmadan gelmeyin listelerinin vazgeçilmezi Brooklyn köprüsünden yaya olarak karşıya geçme işi de son güne kaldı. Sabah erkenden kalkıp köprüye yürüdük ve karşıya geçtik. Köprünün üzerine yürüyüş ve bisiklet yolu yapmışlar yayalar bu yolu kullanıp karşıya geçebiliyor. Yaklaşık yarım saat sürüyor. İlk fotoğraf Brooklyn köprüsünden çekilmiş Manhattan köprüsü:


Burası köprünün tam üstü, o kadar yorgundum ki bank buldukça oturdum.




Köprünün demirlerine kilitler asılmıştı üzerinde isimler yazan. Biz de kilit yoktu, ama eksik kalmayalım dedik köprüye ismimizi yazdık binlerce ismin arasında biz de varız artık :) 


New York da çok fazla müze var görülmesi gereken ama müze hakkımızı İntrepid adlı hava ve deniz müzesinden yana kullandık. Burayı Serhan çok istiyordu, kendisi teorikte bir uçağı kullanabilecek kadar bu konulara ilgili ve hayali burayı görmekti, ordaki tüm uçakların modellerini filan ezbere biliyordu o anlattı ben dinledim. Eski uçakları hangara dizmişlerdi. Kapalı hangarda ise uzay mekiği, ilk fırlatılan kapsül filan vardı. 



Bir de denizaltı vardı içini gezdiriyorlardı. Bazı yerleri o kadar dardı ki nefesim sıkıştı. 





Bu da uzay mekiği, uzaya gitmiş gelmiş. Dev bir hangarda sergileniyor. Çok büyük.


Uzaya giden kapsül. İçine girdim gördüğünüz gibi çok klostrofobik.


Burası eşimin özel ilgi alanına girdiği için müzeden çıkışımız 2,5 saat sonra oldu. Benim içinde değişik oldu hiç sıkılmadım, tahminimden daha çok ilgimi çekti. 

Şimdi de otelimize çok yakın olan China Town ve Little Italy ile devam edelim. China Town, Çin mahallesi, zamanında buraya yerleşmişler şu anda semt öyle büyümüş ki pek little filan değil yani. Burada pek temizlik ve düzen yoktu. 



Deniz ürünleri satan bir market:


Yengeçler:


Bunlar ne hiç bilmiyorum. Kurutulmuş deniz yaratıkları olabilir.


Sonunda karnımız acıkınca uzun araştırmalardan sonra temiz bir tane restoranı gözümüze kestirip yemek yedik. 


Menü sebzeli ve tatlı soslu tavuk. İşte bu cidden çok büyük bir porsiyondu :


Little İtaly dedikleri İtalyan mahallesi de aynı yerde. Önce yan yanaymış iki semt, sonradan Çinliler hızla çoğalmış Little Italy, Çin mahallesinin ortasında kalmış. Burada Mulberry caddesi boyunca pizza, makarna üzerine İtalyan restoranları vardı.






Sonrasında sokakları caddeleri turladık bol bol. Financial district, Chrysler binası ve New York borsası önünden geçerken durup fotoğraf çektiğimiz yerlerden. Akşam saatlerinde ise otele döndük. Bavullar hazırdı zaten. Yine metro ve AirTrain ile JFK havaalanına gidiş...Artık herşeyi geride bırakıp Türkiye yolundayız:


Son olarak, yurtdışı seyahatlerimizin esas noktası hep daha fazla yer görebilmek, sokakları gezip şehri yaya keşfetmek, kaldığımız sürece o şehri tam anlamıyla yaşayabilmek olduğundan alışveriş bizim için sonlarda yer alıyor. Özel olarak saatleri günleri ayırmaya gerek duymuyoruz. New York da da aynısını yaptık. Özellikle aramadık. Benim gördüğüm kadarıyla NY da alışveriş için (fiyat açısından uygun) Century21 adlı mağaza ve Woodbury adlı outlet merkezi var. Ben NY da son güne kadar birşey almadım. Bir daha ne zaman gideceğimiz belli olmayan bir yerde mağazalarda çok zaman harcamak istemedim. Vakit kaybı olmasın diye denemeden alınabilecek şeylere göz gezdirdim. Nitekim telefon kabıdır, çantadır, saattir filan o tip şeyleri gezerken gördükçe aldım. Bu arada Century21 i pek sevmedim. Sadece ayakkabı reyonuna baktım, basık bir ortamı vardı. Raflarda genelde 40 numara ayakkabılar vardı belki ondan modeller çok fikir vermedi, numaramı denemek de istemedim. Kılık kıyafet ise zaten hiç bakmadım burada. Century21 in fiyatları karışık, ucuz da var pahalı da var, markaya göre. Woodbury ise benimle hemen hemen aynı dönemde giden tanıdıklarımın bol bol alışveriş yaptığı büyük bir outlet merkezi. Şehre biraz uzak gidiş gelişi 2 satti geçiyor. Orda da gezecekseniz tam günü feda etmek gerekir. Acentalar otobüs ayarlıyor gidiş gelişi onlardan ayarlayabilirsiniz. Bir kişi 35$ diye duydum. Benden bu kadar. Aldıklarımı buraya sıra sıra dizip yazıyı kalabalıklaştırmak istemedim. Kombin yaptıkça, kullandıkça fotoğraflarım diye düşünüyorum. 

Sizlerle paylaşmak ve de arşivlemek adına yazdığım Amerika yazısı bana aynı tatili bir kez daha yaşattı diyebilirim. Bu yüzden blogumu ve sizleri çok seviyorum. Umarım siz de okurken zevk almışsınızdır, bilgi almak için uğrayanların da işine yarar inşallah :)




Orlando

Çarşamba, Kasım 13, 2013
Tampa dan sonra Orlando ya geçtik arabayla, yol bir saat sürüyor. Navigasyon olmazsa oralarda araba kullanmak hayal yalnız. Yollar karışık olmayabilir ama siz yabancısınız ve bir yeri kaçırınca sonrası kötü oluyor. O yüzden araba kiralarsanız kesinlikle navigasyon olmalı. İlk gün herkesin aman şöyle ucuz aman böyle güzel şeyler var dediği Premium Outlet e gittik. Beklediğimiz gibi değildi. Çünkü outlet dediğiniz ucuz ürünler dolarla satılınca hiç de ucuz olmuyor bir, ikincisi öyle aman kaçırmayayım denecek birşey yok. Belli markalar Türkiye den ucuz o kadar, mesela GAP, Tommy, Guess gibi. Ben zaten üçünün de hastası değilim, orda ucuz diye saldırmaya gerek görmedim. Aman 15 çift ayakkabı aldım, çantalar bedavaydı filan gibi bir durum yoktu. Hani kendimi zorlasam beğeneceğim 15 model bile zor çıkarırdım eminim. Kendimize aldıklarımız Forever21 den (ki gerçekten uygun fiyatlı), Banana Republic den, Nike dan birde Türkiye de mağazası olmayan bir kaç yerden. Yani kısacası alışveriş yaparken şunu düşündüm, ben bunun gibi birşeyi Türkiye den aynı fiyata alabilir miyim, internet alışverişi diye birşey var, yük ettiğime taşıdığıma değer mi? Cevap evetse aldım. Bu kadar titizliğe rağmen bavul sayımız arttı. Premium pek açmayınca yakında olan Millenia Mall'a gittik. Burası gayet şık bir avm, outlet değil. Orda alışveriş yapmadık biraz gezdik, yemek yedik. 



Johnny Rockets diye bir  burgerci var orda ketçabı böyle getirdiler, çok sevdim:


Bunun dışında gittiğim Florida Mall var alışveriş için çok uygun çok büyük bir AVM, ordan da bir iki parça aldık. Tamamı gezilmiyor bile. Ordan aklımda kalan rengarenk MM mağazası, bir de bu MM lerin içinde altın tozu mu var, bu kadar pahalı olması neden acaba? Tadında bir fevkaladelik de yok bana sorsalar bonibondan farkı yok derim :)





Herkesin bahsettiği Valmart ise büyük bir market, içinde giyim, elektronik herşey var. Sadece girip çıktık. Alışverişle çok vakit öldürmek istemedik o yüzden başka yerlere gitmedik. Bu saydıklarıma toplamda bir gün gitmiştir o bile çok geldi bize. Aldıklarımı başka bir yazıda sizlerle paylaşırım artık. 

Şimdi gelelim Orlando'nun alameti farikası Universal film stüdyoları ve ikinci gittiğimiz park Islands Of Adventure' a. 




Universal'de girişi klasik pozla yaptık ve dünya küresinin önünde foto çektik. Bunu yapmayan yoktu sanırım :)


Sonrasında ise zaten bir ona bak bir buna hadi şuna girelim hadi buna derken akşama kadar vakit nasıl geçiyor anlamıyorsun. 

Burası en büyük Hard Rock mış duyduğuma göre:






Harry Potter dan, Spiderman a, Transformers dan, Mumya ya, Shrek den, Simpsonlara, Men in Black den Terminatöre, E.T den Jurassic Park a kadar bir sürü filmle ilgili yerler var. Kiminde bir trene binip üç boyutlu gözlüklerle filmin içine giriyorsunuz, kiminde film stüdyosuna konuk oluyorsunuz deprem sahnesinde ürperiyorsunuz, kiminde ise asansörlü oyuncaklara binip heyecanlı anlar yaşıyorsunuz, kiminde nehir boyu ilerleyip dinazorlarla karşılaşıyorsunuz. Yani ne tarafa bakacağımız şaşırdık buralarda desem yeridir. Rengarenk bir dünyaydı. İlk Minion lara girdik. Burda gözlükleri takıp 4 er kişilik hareketli koltuklarda izliyorsunuz Minionları. Çok sevdik.




Sonra Shrek vardı sırada. Dört boyutlu sinema filmi, eşek hapşırınca suratınıza su geliyor :) Birde elindeki örümcekleri serbest bırakınca üstünüze böcek gibi bişeyler düşüyor.


 Jaws bizi yutarken pozunu atlamamız olmazdı :)


Simpsons ride da asansör gibi birşeye binip bir aşağı bir yukarı düşüp çıkıyorsunuz, bu arada filmin içinde gibisiniz zaten, çok zevkli. Ben buna ne olduğunu bilmeden bindim. Zaten Simpsons hayranıyım ne olsa çekecektim artık.




Universal küresinin önünde tek bir poz yetmez bir daha çekiliyorum bu sefer tam önündeyim:




Sokaklarda çok güzel klasik arabalar vardı. 



Betty Boops ve ben:


Twister film seti, hortumdan sonra ev böyle oluyormuş demek :


Çatıdan girmiş araba:


Bir de korkunç roller costerlar var  yeşil dev Hulk bunlardan biri, onlar tabii ki benim harcım değil Serhan bol bol bindi. 









Burdan sonra Islands of Adventure başlıyor, az yazı bol fotoğraf çünkü anlatmakla olmuyor.



Beter Böceğin sovunu kaçırmadığımıza sevindik, sadece dinlenelim diye girmiştik oysa.


Jurassic Park kısmında tekneye binip dinazorların dünyasına giriyorsunuz. Suların içinden çıkanda var, yeşilliklerden boynunu uzatanda. En son bir rampadan düşerek ve bol bol ıslanarak turu bitiriyorsunuz :)


Aşağıdaki kayık kısa bir gezintiden sonra tepeden 90 derece öyle bir iniyor ki içindekilerin halini görmeniz lazım inen sırılsıklam. Ben ıslanmaktan korktuğum için değil hızdan korktuğumdan buna binmedim :)


Yine ıslak bir atraksiyon olan Temel Reis ve Safinaz ın yerinde ise yuvarlak botlara biniyorsunuz nehir boyunca bazen yavaş bazen hızlı, bazen de rampadan düşerek ilerliyorsunuz ve burdan kuru inme şansınız yok. Bir de yukarda su tabancaları var, siz botla giderken insanlar yukarden üstünüze su sıkıyor. Ben de onlardan biriyim, evet kötüyüm hehehe :) Ama on dakika öncesinde de tepesine su atılan bendim :)


Harry Potter'ın kasabası, burda bacalarda duman efekti vardı. Çatılardan sarkan buzları bile yapmışlar. 


Çeşmedeki su donmuş, buz tutmuş.




Harry Potter daki mağazalardan birinin içi:



Burada yemek için alternatif baktık ama bir hamburger aşığı ile beraber olunca yine hamburgerde karar kıldık. Anlatacağım o değil, esas küçük arabaların içinde turkey leg diye birşey satıyorlardı ondan yiyemedim aklımda kaldı. Bu bizim türk filmlerinde Erol Taş elinde kocaman bir but yer ya onun aynısı. Millet eline almış kolu kadar kemikli eti yiye yiye geziyordu :) Turkey diyordu  ama hangi hindinin butu bu kadar büyük olabilir anlamadık bildiğin kuzu butuna yakındı :) Neyse yemedik ama şimdi aklıma geldi yazayım dedim. 

Hava kararırken parkın sokakları:


Gündüzü bitirip akşam ettik ikinci günün sonunda Tampa yolunu tuttuk.


Ertesi sabah yolculuk Miami'ye. Bundan sonraki durak orası :)





Blogger tarafından desteklenmektedir.