sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kağıt Sabun

Perşembe, Mart 18, 2021

Corona salgını ile dünya yeni bir döneme girmiş oldu. Hayatımızın nerdeyse komple değiştiği şu günlerde korunmanın en temel faktörünün temizlik, maske ve mesafe olduğunu gördük. Teknoloji uzaya gitmeyi orda yerleşim yeri saptamayı, uzayda araç kullanmayı filan başarmış olsa da yine insan eliyle laboratuvarda üretilmiş (ben öyle düşünüyorum) bir mikrop 21. yüzyılda tüm dünyayı aciz bıraktı, bırakmaya devam ediyor. Çocuklar okula gidemiyor, yaşlılar evden çıkamıyor, çalışanlar işinde gergin, çalışırken işini kaybedenler perişan... Hayatını kaybedenlerden söz etmek ise canımızı yakıyor. Ama gerçekliğimiz bu, tablo kötü ve daha uzayacak gibi. O nedenle hepimiz var gücümüzle bu üç kurala uymalıyız; temizlik, maske, mesafe. 

Temizlik konusunda özellikle çocukları çok disiplinli yetiştirmek gerekiyor. Çünkü çocuklar hasta olmasa ya da daha zor hastalansa da taşıyıcı olabiliyor. Yaşı küçük olanların özellikle 4-6 yaş grubunun konunun ciddiyetini anlaması ve bizim yanlarında olduğumuz/olmadığımız her ortamda hijyen kurallarına çok dikkat etmelerini sağlamamız gerekiyor. 

Ben altı yaşındaki kızıma çoğu zaman el yıkatma konusunda zorlanıyorum. Baştan mutlaka bir itiraz ediyor ama sonrasında yapıyor. Oysa ki bildiğimiz gibi özellikle çocukların en çok kirlenen yeri elleri. Maskeleri onun seçtiği model ve renklerde alarak maske işini çözdük. El yıkama içinde bir arkadaşımın tavsiyesiyle özellikle dışarda kağıt sabun kullanmaya başladık. Belki siz daha önce duymuşsunuzdur ben kağıt sabunu yeni gördüm. Not defteri gibi sayfaları var çocuğun cebine sığacak kadar minik, ordan bir sayfa koparıp musluğun altında ıslanınca köpürüyor elini güzelce yıkayıp en son musluğu elindeki kağıtla kapatıp çöpe atıyor ve bitiyor. 

Bu ritüeli pek seven Öyküye okula başladığında yanında kağıt sabun ile göndermeyi düşünüyorum. Hem pratik hem taşıması kolay hem de çocuklar için kullanması zevkli bir ürün. Büyükler için zaten son derece pratik. Özellikle tuvalet sonrası sabun bulamadığımız ya da sabunu almak için temas etmek zorunda kalacağımız yerlerde bence çok işe yarayan bir ürün.


Abfen Nazorinse Burun Yıkama (Nazorinse Plus Pediatric)

Pazartesi, Haziran 15, 2020
Malum corona günlerinde en birincil önceliğimiz sağlık konuları. Bağışıklığı artırmak ve kendimizi korumak en önemli sorun bu ara. İşe gitmek ya da diğer mecburi durumlar için sokakta olmak zorunda kalanlar ise ekstra dikkat etmeli. Size bahsedeceğim bir ürün var bugün blogda, Abfen Nazorinse Burun Yıkama kiti. Kışın Öykütoş üst üste iki defa hasta olmuştu. İlkinde H1N1 olduğunu düşünerek ilaç tedavisi yapmışlar ve hastalık geçmişti. İkincide ise yine ağır bir gripti ancak yine domuz gribi mi başka bir şey mi bilemedik. Ateş, halsizlik, aşırı öksürük ve yoğun burun akıntısı bizi çok çok zorlamıştı. Yavrum öylece yatıyordu kolunu oynatamıyordu. Doktorumuz ilaç yazarken yanında bir de Nazorinse burun yıkama yazdı. Ben tabi kesinlikle Öykü' yü burun yıkama yaptırmaya ikna edemeyiz diye düşünerekten umutsuzca aldım kiti eczaneden. İçinden çıkan şişede temiz su ile verilen şaseyi karıştırarak sıvıyı hazırladık.


Biraz pimpirikli bir çocuk olan beş yaşındaki kızım tabi başta itiraz etti ama hem hastalığın onu aşırı yormuş olması, hem de "hastaneye tekrar tekrar gitmek istemiyorsan doktorun dediklerini eksiksiz yapacaksın" baskıları ile Nazorinse burun yıkama kitini kullanmaya başladı. Ve ben inanamadım gerçekten bu ürünün hem kulanımının bu kadar pratik hem de çocuğun burnunu yakmadan rahatsız etmeden böyle güzel temizleyeceğini düşünmemiştim. Bu yıkama işlemi Öykütoşu çok rahatlattı, geniz akıntısını ve burnundaki tıkanıklığı çok güzel açtı. Nefes almakta zorlandığı gecelerde bize çok yardımcı oldu. Bunu kendi isteği ile yapması, itiraz etmemesi de beni çok mutlu etti.
Şimdi bunu niye yazdığıma gelince, corona günlerinde el, göz ve burun temizliği çok önemli biliyorsunuz. Çocuklar bizler gibi değil malum. El-yüz-göz-burun temasında kuralları unutabiliyorlar. O nedenle dışarı mecburi çıkışlarda eve dönünce ilk iş olarak el yıkama ve Nazorinse burun yıkama ile temizliğinizi yapmanız çocuğunuz için ekstra koruma sağlayacaktır. Ayrıca burun tıkanıklığı, kuruluk gibi şikayetlerde de kulanabilirsiniz. İçeriğinde bulunan Hyaluronik asit burun mukozasının yeniden yapılanmasını sağlıyor. Aynı markanın büyükler için de nazal burun yıkama kiti var. Onu da siz kullanabilirsiniz. Birebir çocuğumda ve kendimde kullanıp memnun kaldığım Abfen Nazorinse Burun Yıkama sizin de aklınızda olsun. Ürünü incelemek isteyenler şuraya tıklayabilirler.
Sevgilerimle...


Olumlu Düşüncenin Gücü

Pazartesi, Haziran 01, 2020
Hayatımın son üç yılı malum hastalıkla ve tedavi ile geçti. Bir kez bitti, sonra yine başladı. Peki tedavimin bitmesine, üstünden iki sene geçmesine, o arada tüm kontrolleri eksiksiz yaptırmama rağmen nasıl olmuştu da beni yeniden bulmuştu? Sakın yanlış anlaşılmasın "neden ben" demiyorum, neden tekrar ettiğini anlamaya çalışıyorum. Bununla ilgili pek çok kitap, yazı okudum ve anladığım kadarıyla herşey insanın bilinçaltında, zihninde bitiyordu ve bilinçaltı ona verdiğiniz olumlu/olumsuz tüm mesajları harfiyen yerine getiriyordu. Demek ki bir yerde bir yanlış yapmış, farkında olmadan olumsuz düşünceleri zihnime bilinçaltıma aktarmıştım. Demek ki sonsuza kadar bittiğine farkında olmdan "gerçekten" inanmamıştım, şüphe duymuştum. 

O zaman ne yapmam gerektiğini artık biliyorum, zihnimi tamamen olumlu düşünceler ile doldurmam gerekiyor. Bunu yapmak elbette kolay değil. Bir günde olmuyor ama bu benim üzerinde çalışmam gereken en önemli konu, onu anladım. Ve hemen bilinçaltı temizleme, olumsuz düşüncelerden kurtulma ve olumsuzları olumlu düşünceler ile değiştirme için çalışmaya başladım. Eğer siz de bu konuya ilgi duyuyorsanız arkadaşımın tavsiyesiyle okuduğum Joseph Murphy - Bilinçaltının Gücü kitabını öneririm.
Yazıyı okuyan herkese, bir hastalığı bir derdi olsun ya da olmasın tavsiyem şu; iyi şeyler düşünün. Olmasını istediğiniz şeye odaklanın, olmayacağını, aksilikler yaşayacağınızı, istediğiniz şeye ulaşmanızın zor olduğunu ASLA düşünmeyin. Çünkü bunun kimseye yararı yok. Sadece ama sadece olmasını istediğiniz şeye odaklanın, onu oldu kabul edin, hatta şimdiden bu mutluluğu yaşamaya başlayın :) Bunun kime ne zararı var bir düşünün? Olumsuz olasılıklar, kötü senaryolar içinde boğulup, sürekli en kötüyü düşünmektense hayal ettiğiniz şeyin şu an gerçek olduğu düşüncesiyle mutlu olmanın nesi zor? Bence değil. Evet bir anda olmuyor, ben başladım bu konu üzerinde çalışmaya ve olumlama teknikleri üzerinde kendimi eğitmeye. O yüzden şimdiden biliyorum ki benim hastalıkla ilgili zor sınavım bitiyor ve bu benim için son olacak. İnanıyorum!


Yaptığım ve tavsiye ettiğim şey şu; ne yapın edin ama sadece OLUMLU düşüncelere odaklanın. Bu her derdimizin ilacı lütfen unutmayın! Zihnimizdeki olumsuz tüm düşünceleri olumlu düşünceler ile değiştirmek elimizde. Düşünceleriniz değişirse hayatınız değişir, inanın :)


Lazer Liposuction ile İstenmeyen Yağlardan Kurtulun

Perşembe, Mayıs 28, 2020

Kimi zaman vücutta biriken yağlar, egzersiz ya da diyet yaparak giderilemeyebiliyor. Geleneksel yöntemlerle giderilemeyen, can sıkıcı yağlar içinse lazer liposuction tedavisinden yararlanabilirsiniz. Ancak lazer liposuction, zayıflama değil bir incelme operasyonudur. İşlem, bölgesel bazda ortaya çıkan şekil bozukluklarını ortadan kaldırmayı amaçlar. Bu bölgesel zayıflama yöntemi ile kanül tüpleri ile negatif basınç uygulanarak alınan yağlar vücuttan atılır. 

Lazer Liposuction Tedavisiyle Bölgesel Şekil Bozukluklarına Son 

Lazer liposuction tedavisi ile bölgesel bazda yağ biriken yerlerden yağ çekilebiliyor. Özellikle kalça, karın ve kol çevresinde uygulanabilen liposuction, gıdı ve uyluk bölgesinde de uygulanabiliyor. Uygulama esnasında öncelikle tedavi edilecek olan bölgedeki yağın sıvılaştırılma işlemi yapılıyor. Sıvılaştırılan yağ sonrasında vakum yardımı ile vücuttan alınıyor. Lazer liposuction tedavisi sırasında sadece yağ depoları vücuttan alındığı için tedavi edilen bölgedeki damar ya da sinirlerde herhangi bir söz konusu olmuyor. Uygulama yağın dışarı atılmasının yanı sıra cildin sıkılaşmasına da yardımcı olması bakımından diğer tedavi yöntemlerinden ayrılıyor. Lazer liposuction, kalça, basen ya da göbek gibi yağ oranının daha çok olduğu bölgelerde tercih edilen ve başarılı sonuçları beraberinde getiren bir işlem. Ayak bilekleri, alt bacak ve sırt bölgesinde de uygulanan yöntem erkeklerde meme büyümesi tedavisinde de sıklıkla tercih ediliyor. 

,
Lazer Liposuction Tedavisinin Avantajları Nelerdir? 

Tedavi yöntemi kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de uygulanabiliyor. Lazerle yapılan bir uygulama olduğu için vücutta herhangi bir kanama söz konusu olmuyor. Ayrıca uygulamanın yapıldığı bölgede morarma da ortaya çıkmıyor. İşlem, yağ dokusunun durumuna göre yaklaşık olarak 1 ile 1.5 saat arasında tamamlanabiliyor. Hasta aynı gün taburcu olduğu için günlük işlerinden geri kalmıyor. 

Lazer liposuction tedavisinde kanamanın yanı sıra kesi ve dikiş izi olmadığından hastanın iyileşme süresi çok daha kısalıyor. İşlem sırasında yağ alınırken bir yandan da cildi toparlayıcı özelliği olan lazer dalgalar vücuda verildiği için yağ alınan bölgede sarkma meydana gelmiyor. Aksine ciltte bir toparlanma ve sıkılaşma görülüyor. Tek seferde çok daha fazla yağ alma olanağı ise tedavinin en önemli avantajları arasında! Daha önce yağ aldırma tedavisi uygulanan fakat yeteri kadar yağ deposu alınmayan bölgeler için lazer liposuction uygulanmasında sakınca bulunmuyor. 


Lazer Liposuction Sonrasında Normal Hayata Dönüş Nasıl Oluyor? 

Lazer liposuction sırasında hastalara genellikle lokal anestezi uygulanıyor. Fakat birden fazla bölgeden aynı anda yağ deposu alınacaksa, hasta yararı açısından genel anestezi tercih ediliyor. Anestezi biçimine doktor karar veriyor. Gelişen teknoloji ve uygulanan yöntem sayesinden ciddi anlamda ağrı ya da morluk şikayetleri ortaya çıkmıyor. Bu tür sorunlar daha çok operasyonun hemen sonrasında yaşanıyor fakat ağrı kesici tedavisi ile sorun çözülüyor. Deneyimli bir kadro ile yapılan başarılı işlemlerde hasta, 3 ile 5 gün içerisinde gündelik hayatına dönebiliyor. Bu süre içerisinde sosyal hayatının yanı sıra çalışmaya başlayabiliyor. Fakat 15 gün kadar korse kullanımına devam etmek gerekiyor. Bu süre içerisinde belli aralıklar ile doktor kontrolleri yapılıyor. 

Bir aylık sürenin sonunda vücut yaklaşık olarak %70 oranında otursa da vücudun tam anlamıyla şekil alması 6 ayı bulunuyor. Lazer liposuction ile vücuttaki yağ hücresi sayısı azalıyor. Fakat hasta uygulama sonrasında kilo almaya başlarsa vücudun farklı bölgelerinde şişlik ortaya çıkabiliyor. Uygulama sonrası vücudun diğer bölgelerinde şekil bozukluğuna sebep olmamak için kilo kontrolü gerekiyor. 

Liposuction fiyatları, operasyonun durumu ve genişliğine göre değişebiliyor. Siz de uzman bir ekiple başarılı bir Lazer Liposuction operasyonu geçirmek istiyorsanız Op. Dr. Alpaslan Topçu'dan randevu alabilirsiniz. 


Korona Kabusu

Salı, Mart 10, 2020
Son zamanlarda olan biten yüzünden dünyanın sonu mu geliyor diye düşünmeye başladım... Küresel kriz, savaşlar, doğal afetler derken sırada bütün dünyayı iki ayda saran bu virüs son derece tehlikeli. 95 ülkede kol geziyor ve şu ana kadar dört bine yakın insanı öldürdü :( Türkiye de korona vakası yok deniyor bilemiyorum. Tüm dünyayı sarmışken bizde olmaması nasıl oluyor ama umarım doğrudur ve umarım en kısa zamanda havalar ısınır lanet virüs biter.


Peki ne yapmalıyız korona virüsünden korunmak için? Öncelikle kalabalık yerlerde kesinlikle maske takmak gerek. Kemoterapi gördüğüm zamanlarda ağzımda maske ile gezerdim ve hiç de sevmem. Ama mecburuz, özellikle havaalanlarında maske takmak şart. Mümkünse elde eldiven olabilir. Olmuyorsa da çok sık şekilde en az yirmi saniye bilekler ve baş parmak ovularak ellerimizi yıkamalıyız. Ben kendimden çok beş yaşındaki kızımda sıkıntı çekiyorum. Ne kadar söylesemde ellerini ağzına, yüzüne, gözlerine sürüyor çok söyleyince de gizli yapıyor. Uygun bir dille salgın hastalık olduğunu ve artık çok dikkat etmemiz gerektiğini anlattım ama henüz adapte olmuş değil.
Aslında sadece kızım değil biz de henüz adapte olamadık ister istemez hala kalabalık etkinliklere, toplantılara katılıyoruz, çoğu kişi sarmaş dolaş merhabalaşıyor. Bende korona virüs ve diğer bulaşıcı hastalıklardan maksimum korunabilmek için neler yapabiliriz diye pek çok yerden okuduklarımdan size de bahsedeyim dedim.

El yıkama alışkanlığımızı gözden geçirmemiz şart. En az 20 saniye süre sabun ile bilekler, parmak araları ve baş parmak da ovularak iyice yıkanmalı. Yıkama imkanı yoksa alkol bazlı bir dezenfektan ile eller temizlenmeli.

Kirli eller ile kesinlikle ağıza, göze ve yüze değmemeli.

Genel mekanlardaki kapı kolları, sifonlar musluklar ile olabildiğince az temas edilmeli. (Ben peçete ile tutmayı tercih ediyorum)

Hapşıran, öksüren kişilerle yakınlaşmaktan, toklaşmaktan kaçınmalı. Türk milleti sarılıp öpüşmeyi pek seviyor ne hikmetse. Bu alışkanlıktan gördüğüm kadarıyla korona virüs bile vazgeçirememiş hala herkes uzaktan merhaba demek yerine sarılıp öpüşüyor.

Bu tedbirlerin yanında en önemlisi de bağışıklığı yüksek tutmaya çalışmalı. Protein, vitamin alımına, düzenli beslenmeye, uyku düzenine dikkat edilmeli. Gerekmedikçe seyahat edilmemeli.

Ben de bu yazdıklarıma uymaya, yakın çevremi de uyarmaya devam ediyorum. Bakalım ülkece zaten zor günler geçirdiğimiz bu dönemde korona bizi ne kadar zorlayacak?..





Yerli Yerinde Taflan Projesi

Pazar, Aralık 29, 2019
Ülkemizde kadınların hala istediği noktaya gelmekte zorlandığı, üretime, ekonomiye katkı vermek isteyenlerin de yol yordam bulma konusunda sıkıntı çektiği malum. İşte tam da o nedenle özellikle içinde kadın olan, kadının üretime dahil olduğu projeleri çok ama çok seviyor, elimden geldiğince destekliyorum. Bugün size tam da böyle bir projeden bahsedeceğim.


2017 yılında ABC Temizlik markasının başlattığı "Yerli Yerinde Projesi" farklı işbirlikleri ile büyümüş, yayılmış ve Tarım ve Orman Bakanlığının da destek vermesiyle çok güzel bir çalışma ortaya çıkmış. Baba tarafından memleketim olan Ordu' nun Perşembe ilçesinde Perşembe Üretici Kadınlar Derneği desteğiyle bu proje kapsamında kadınlarımıza taflan ve taflandan elde edilen ürünlerin üretimi, satışı konusunda güzel bir yol açılmış. Bu şekilde hem istihdam yaratılmış, hem ziyan olan taflan değerlenmiş hem de bölge ekonomisine katkı sağlanmış.

Karayemiş olarak da bilinen taflan yöre halkı tarafından sık kullanılıyor ancak yine de ihtiyaç fazlası olan taflanlar değerlendirilmediği için ziyan oluyormuş. Bu proje ile hem var olan taflan değerlendirilecek, yan ürünler de elde edilecek ve bu çalışmada kadınlar belli bir aylık kazanarak hem üretecek hem de ev ekonomisine katkıda bulunacak, belki de kendi ayakları üzerinde durabilecek.

Peki taflanın yararları nedir derseniz;

Taflan meyvesi sinirleri yatıştırır. Bronşit şikayetlerini giderir. Öksürüğü keser. Spazm giderir. Regl gecikmesinde faydalıdır. Prostat problemlerini önler.
Antioksidan içerdiği ve kanser tedavisinde etkili olduğu belirlenmiştir. Demir eksikliğini giderir. Zengin antioksidan bileşenleri sayesinde birçok hastalığın oluşumu ve gelişmesini önlemesinde faydalıdır.

İşte bu değerli meyve hayata kazandırılırken, çalışmak isteyen ancak bunu kendi imkanıyla yapamayan pek çok kadınımızda iş sahibi olmuş oldu. Üstelik sadece taflan değil başka meyvelerde bu üretimin parçası olarak farklı yan ürünler ile tüketiciye ulaşacak. Bu şekilde yılda 400 ton meyvenin değerlendirileceği ve pek çok kadına iş imkanı yarattığı düşünülünce ne kadar anlamlı bir projenin hayata geçirilmiş olduğunu anlıyoruz. "Yerli Yerinde Talan Projesi" için emeği geçen herkese kendi adıma teşekkür ediyorum. ilk fırsatta gidip yerlerinde görmek dileğiyle, emeklerinize sağlık diyorum...


Reformer Pilates

Cumartesi, Ekim 19, 2019
Son dönemde tanıştığım ve sevdiğim bir spor çeşidi de reformer pilates oldu. Daha önce pilates yapmıştım ancak reformer yapmamıştım. Şimdi vücuduma kısa dönemde etkilerini merak ediyorum. Gidenler sıkılaşma ve şekillendirme konusunda çok iddialı olduğunu söylüyorlar. 


Pilatesi yapmak insanı gerçekten rahatlatıyor. Spor yapmaya yapmaya vücudun şeklini kaybetmesi ve duruş bozuklukları kaçınılmaz. O nedenle en güzeli bu tip idmanlarla hem sağlığı hem de vücut hatlarını korumak.



Ve İşte sevgili İnci hocam :) Elbette biz bu kıvama kimbilir ne zaman geliriz belirsiz. Ama olsun bir başlayalım bakalım...


Hepimize uygun bir spor eminim var. Ben şu andan itibaren önmüzdeki yıl da bırakmamak üzere sporu hayatıma sokacağım. Hem sağlığım için mecburen hem de artık yaşla beraber gelen duruş ve vücut hatlarındaki bozuklukları en aza indirmek için. Herkese sağlıklı günler :)





En Güzel E-Sağlık Platformu: Her Yerde Sağlık!

Çarşamba, Ekim 16, 2019
Hayatta en önemli şey nedir derseniz insanların çoğu sağlık diyecektir. Elbette ben de önce sağlık diyenlerdenim. Ve sağlık konusunda aklınıza gelebilecek her türlü şeyi bulabileceğiniz harika bir e-sağlık platformundan bahsetmek istiyorum. 


Bu site heryerdesaglık.com bizlerin sağlık konusunda ihtiyaç duyabileceği pek çok kurumda pek çok hizmeti ve ürünü karşılaştırmalı olarak bize sunuyor. 


Siz de heryerdesaglık.com a üye olarak bir çok kurumun özel kampanyalarından haberdar olabilirsiniz. Siteyi incelediğimde gördüm ki check up tan, doğum paketlerine, cilt bakımından gıda takviyelerine kadar çok geniş bir yelpazede sağlıkla ilgili ürün ve hizmeti bulabiliyorsunuz. Üye olduğunuzda size özel kolay ödeme ve taksit avantajından da faydalanıyorsunuz. 


Ayrıca sitede tıbbi konulardaki gelişmeleri, bu konulardaki haberleri takip edebilirsiniz. Günümüzde hemen her konuda önce çıkan online alışverişi sağlık konusunda da en güvenilir şekilde kullanabileceğiniz heryerdesaglık.com u incelemenizi tavsiye ediyorum. Böylelikle en yeni uygulamaları ve sağlık hizmetlerini karşılaştırmalı olarak görebilir ve güvenli bir şekilde satın alabilir, kullanabilirsiniz.










Bir Meme Kanseri Hikayesi...

Cuma, Nisan 19, 2019
Yıllardır her yerde duyar, "meme kanseri" "erken teşhis" sözleri kulağımın içinde çınlar dururdu. Ara ara kendi kendimi kontrol edip herşey yolunda diye rahatlardım. Ne oldu, nasıl oldu, hangi zaman diliminde oldu hiç anlamadan bir baktım ki adını bile anmaktan imtina ettiğimiz o" kötü hastalık" beni de bulmuş... Oysa ne ailede genetik geçmiş var, ne erken adet var, ne stresli bir hayat tarzı, sadece geç doğum yaptım o kadar... Herhangi bir ilave risk faktörü olmasa da benim başıma geldi, meme kanseri oldum işte! Hiç beklemediğim bir anda gecenin bir vakti hafif bir ağrı ve elimi göğsüme atmamla başıma kaynar sular inmesi arasında sadece birkaç saniye vardı sanırım. Ok gibi yataktan fırlayıp banyoda kontrol ettiğimde elime gelen fındık büyüklüğünde bir sertlik vardı, o panikle tansiyonumun düştüğünü, buz gibi terlediğimi ve gözlerimin karardığını hatırlıyorum... Hemen internetten meme kanseri belirtilerine baktım, yarım saat okudum içim iyice karardı... Ağlayarak yatağa yattım, sabaha kadar uyku tutmadı. Sabah hemen eşimle paylaştım durumu. Tabii hiç beklemeden doktor ayarladık randevu aldık.

O hafta içinde yapılan ultrason ve mamografi sonucu temiz çıktı. Doktor mamografi sonucumun temiz olduğunu altı ay sonra kontrole geleceğimi söyledi. Ama bu kitle neydi? Tekrar bir muayene ve sonrasında doktorun "bu kitleyi lokal anestezi ile alalım, içimiz rahat etsin" demesiyle birkaç gün sonrasına ameliyat randevusu alındı. Benim başından beri içim hiç rahat değildi zaten. Nitekim parça alındı, patolojiye gitti ve sonuç meme ca! Detayı ise "duktal karsinoma" yani süt kanalları içinde gelişmiş tümör, meme kanseri... Sonucu almaya gittiğimiz gün başıma geleceği hissetmiş gibi huzursuzdum. Kendi doktorumu bulamadık ancak diğer doktorun "iyi huylu değil" demesiyle zaten elimiz ayağımız boşaldı. Genel cerrahi katında koltuklara Serhanla oturduk, o şok olmuş "bu sonucun doğru olduğu nerden belli, belki hatalıdır" filan diyordu bende "Öykü daha çok küçük" diyerek hüngür hüngür ağlıyordum. Eve gidene kadar arabada ağladım.... eve gidişimiz, annemin kapıyı açıp benim halimi görünce ağlamaya başlaması, babamın gözlerinin dolup kendini tutmaya çalışması, Öykü' nün herşeyden habersiz "yaşasın annem geldi" çığlıklarıyla içeri girdiğimiz o anları hiç unutamıyorum.

Tabi ne yerdeyiz ne gökte... Kanser başka hastalığa benzemiyor, her ne kadar herkes "artık çok yaygın grip nezle gibi oldu" deyip dursada hayır efendim, grip nezle gibi filan değil, kendi başına gelince dünyan yıkılıyor, herşey ters düz oluyor, net!.. O akşam sadece raporda yazan bir cümlelik teşhisi internetten araştırıp okuya okuya saatler geçirdik. Ailece öyle üzgün öyle moralsizdik ki anlatılır gibi değil.

Ertesi gün hastaneye gidip kendi doktorumla görüşmek için odasına girdik. Yanında ilk ameliyatıma da katılan başka bir cerrah, bir bayan intörn doktor ve biz... Doktorum gerçekten halden anlayan, hasta psikolojisine uygun davranan tecrübeli bir doktor. Bana vakit kaybetmeden PET denen testi yaptırmamı, ardındanda ameliyatla göğsümün temizlenmesi gerektiğini anlatmaya başladı. İlk önce sessizce dinlemeye çalıştım bir ara Serhanın yaşlı gözlerini görünce daha faza dayanamadım yine hüngür hüngür ağlamaya başladım. Hem tir tir titriyor hem de ağlıyordum, Serhan gelip sarıldı... Doktor anlatmaya devam etti, bitince o da gelip sarıldı, merak etmememi tedavisi olmayan bir durumda olmadığımı filan söyledi...Ama o dakikalar nasıl geçti bilmiyorum, çok zordu bunu duymak, kabullenmek... Kardeşim telefonla sormak için aradı durum ne diye, bilmiyordu son durumu, söyledim, karşılıklı ağlamaya başladık...konuşamadan kapattık telefonu...

Ertesi gün PET denen cihazda tarama yaptırmak için sabah sekizde Tunus caddesinde bir merkeze gittik. Bu MR benzeri bir alet ama başı ve sonu açık, kapalı değil. İşlemden önce ilaçlı bir su veriyorlar onu içiyorsun, sonra yine damardan nükleer bir sıvı enjekte edip içeri alıyorlar. Yarım saat filan sürüyor alet tüm vücudu tarıyor ve kanserli hücreleri tespit ediyor. Yayılma var mı yok mu bu şekilde saptanıyor. Bu testin sonucu ertesi gün çıktı. Çok şükür ki yayılma yokmuş. Üç gün sonrasına ikinci bir ameliyatla göğsün temizlenmesi kararı verildi, ameliyat günü belliydi, bu defa lokal değil genel anestezi ile göğsün bir kısmı alınarak yapılacak ameliyatla kanserli kısım temizlenecekti. O güne kadar zaten ayaklarım hissetmiyordu, kafam bir türlü toplanmıyordu. Sonunda ameliyat günü geldi. Bu defa daha uzun ve zor bir ameliyat olacağını bildiğim için yine stres ve korkudan titreyerek girdim ameliyathaneye... Kapıdan içeri girene kadar elimi bırakmayan Serhan, ben beklerken açılıp kapanan kapıdan yine bana el sallıyordu...Ama benden daha beter stresliydi, nitekim ben ameliyata girince dakikalarca göz yaşı dökmüş... Bende aynı gözyaşlarını ameliyat masasında oturur pozisyonda vücuduma doktorlarım tarafından kalemle işaretler çizgiler çizilir, kendi aralarında istişare yapılırken akıtıyordum... Ameliyatımda estetik cerrah da vardı, nerden kesilecek vs detayları estetik cerrah anlattı. Az sonra masaya yatışım, başımın üstünden gözlerime bakıp "ben anestezi uzmanıyım, hatırladınız mı dün konuşmuştuk" diyen adam, koluma bir iğne enjekte ederken "korkmayın uyuyacaksınız hiçbir acı olmayacak" diyen kadın ve burnuma dayadıkları aletten çekebildiğim ikinci nefes sonrası bir uçurumdan kayıp gidişim...

Ameliyat sonrası haliyle yorgun bir şekilde yarı uyur uyanık vaziyette saatler geçti. Ameliyat yeri ve dikişlerde ağrı vardı ama çok değil. Sadece kolumu oynatamıyordum. Ameliyatta kol altımdan sadece bir tane lenf alınıp boyalı sıvı verilerek bakılmış ve lenflere sıçramadığı anlaşılmış. Eğer sıçrama olsaydı lenflerin tümü temizlenecekti bu da çok daha zahmetli olacaktı. Hastenede üç gün kaldık ve taburcu olduk. Dikişlerim bir hafta içinde epey iyileşti, iki hafta sonra nerdeyse tamamen iyileşmişti diyebilirim. Ameliyat sonrası reseptörlere bakılacak ve bunun sonucu 15 gün sonra çıkacaktı, çıkan sonuca göre ek tedavilere karar verilecekti. Ek tedavi dediğim kemoterapi. Yani benim ameliyattan bile daha çok korktuğum şey... O sonuçlar gecikmeli olarak çıktı, hemen onkologdan randevu aldık ve duymaktan korktuğum şeyi duydum... Sonuçlarım çok iyiydi, riskim çok azdı, ama yaşım genç olduğu için az da olsa risk almamak, kanseri tamamen yok etmek için kemoterapi şarttı! Dört kür kemoterapi, ardından radyoterapi yapılacak sonrasında ilaç tedavisi ile devam edecekti. İnsanın hep korktuğu başına gelir değil mi, ya hissederiz, ya da düşünerek kendimize çekeriz... Benim de korktuğum başıma gelmişti. Çok zor bir süreç olduğunu bildiğim kemoterapi vakit geçirilmeden başlayacaktı, hemen iki gün sonrasında... Artık yeni bir süreç beni bekliyordu ve ne olursa olsun cesur olmam gerektiğini biliyordum. Hep derim "başa gelen çekilir" ben de hemen kendimi hazırlamaya, neler olacağıyla ve benim ne yapacağımla ilgili araştırmalara başladım. Bu süreci başka bir yazıda detaylı yazacağım...

Okuduğum yazılardan birinde geçen şu söz hep aklımda "kimse kanserden muaf değildir". Evet hepimiz risk altındayız. En büyük sebep ise kadın olmak. Başka bir sebep olmaksızın kadın olmak meme kanserine aday olmak demek yazık ki. Yapacağımız ilk şey her adet dönemi sonrası mutlaka kendimizi elle kontrol etmek. Biliyorum başa gelmeden bunları okumak masal gibi geliyor, her ne kadar ay ne korkunç, tüh vah desek de hakkıyla kontrol etmiyoruz kendimizi. Hep başkalarına olur ya...Ama öyle olmayabiliyor işte. Mutlaka kendi kendimizi düzenli kontrol etmeli, 30 lu yaşlardaysak  her yıl meme ultrasonu, 40 yaşını geçmişsek mamografi ile kontrol ettirmeliyiz. Yani oturup onun bize kendini hissettirmesini beklersek iş işten geçebiliyor. Umarım bunu okuyan meme ca hastaları yalnız olmadıklarını hisseder, sağlıklı olanlar bu yazıyla "kontrol etmeliyim"i aklından geçirir. Kimse bu hastalığa yakalanmasın diyeceğim ama o da imkansız zira yukarı doğru artan bir grafikle dolu dizgin gidiyor bu hastalık... Ama tedavisi var, önemli olan erken tanı... Ben bu yazıyı paylaşmak için bir sene bekledim. Neden bilmem yeniden yaşamak gibi oluyordu belki yazmak. Ama sonunda dedim ki hayatta herşey oluyor ve bunu yaşayan başka kadınlar da var. Onlardan mutlaka bu satırları okuyanlar olacak, herşeyin olabileceğini ve sonunda eski günlere dönülebileceğini bilsinler istiyorum. O yüzden her şeyi yazdım, evet zor, ama sonunda bitiyor, önemli olan da bu değil mi?... Hayattaki en büyük servetimiz sağlığımız, eğer bu hastalıkla mücadele ediyorsanız sağlam durun diyorum, sağlıklı iseniz uyanık olun kontrol edin diyorum, son olarak herkese sağlıklı bir hayat diliyorum...




Sakın Uçuk Deyip Geçmeyin :(

Salı, Eylül 24, 2013
Her zaman güzel yazılar yazmak istiyorum okuyanların içi açılsın, yemek, gezi, alışveriş, sofra, sayfamda geçirdiğiniz her dakikayı zevkli geçirin istiyorum. Ama bugün konu biraz farklı, sağlıkla ilgili bir uyarı yapmak istedim. Bundan bir hafta önce burnumda uçuk çıktı, yani herpes virüsü. Senede bir iki defa başıma geldiği için hemen uçuk kremi aldım sabah akşam sürdüm. Ama üçüncü günün sonunda yara olan kısım uçukla alakası olmayan bir şekilde seyretti ve bordo kan toplamış gibi bir görüntü çıktı ortaya :( Fotoğrafta da gördüğünüz hale geldi.



Baktık olacak gibi değil bugün doktora gittim. Deri altında kan damarları yırtılmış olabilir dedi. Çok karşılaştıkları bir durum değilmiş. Hem ilaç hem de bir dolu krem verdi. Bir şişe de serum. Önce serumla pansuman, sonrasında kremler. Bir hafta sonra kontrolüm var ama moralim bozuldu açıkçası. Buraya yazmamın sebebi ise sizleri uyarmak, uçuk deyip geçmeyin, çıkar çıkmaz doktora gidin. Neyin neye yol açacağı hiç belli olmuyor. En baştan itibaren ilaç tedavisi yapılsaydı bu duruma gelmeyebilirdi dedi doktor. Ama işte uçuktur geçer dediğim için bugün ne olduğu belirsiz bir şeyle karşı karşıya kaldım. Herkese sağlıklı günler diliyorum, kışa geçiş yaptığımız şu günlerde bünyenizi sağlam tutmaya çalışın, ne zaman gücümüz azalsa mutlaka bir yerden patlak veriyor...


Blogger tarafından desteklenmektedir.